türkülerin söylediği bursa

Hüseyin Kaya

Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim
Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye.
Yavuz Bülent Bakiler

Kulağınıza adınızdan sonra ninniler, türküler okunduysa, türkülerle büyüdüyseniz ve türkülere tutunarak geçiyorsanız dünyadan, bazen ilk kez duyduğunuz bazen de defalarca kulağınıza değen ama ilk kez gönlünüze işleyen, sözleriyle, ezgisiyle sizi büyüleyen türküler vardır. Gündelik hayatın orta yerinde, bazen umulmadık kalabalıkların içinde çaresiz yakalanırsınız, alır götürür sizi uzak diyarlara, bilinmeyen zamanlara… Nedenini, niçinini düşünmenize fırsat bırakmadan doğrudan damarlarınıza karışır ve işgal eder yüreğinizde bir yerleri.
Önce o türkünün ait olduğu yöreye, şehre bir sıcaklık duyarsınız Çocuğunuzun ödevine yardımcı olmak için açtığınız bir atlasta farkında olmadan gözleriniz kayar haritadaki yerine o şehrin ya da bir tren yolculuğunda istasyonundan geçiyorsanız o şehrin içinize tuhaf hisler dolar, kulağınızda türküleri uğuldar… Zamanla o yörenin insanlarını seversiniz uzaktan… Başka başka türküler çağırır o ilk türkü, siz farkına varmadan gönül kalenize.
Aynı şeyleri yaşamış, düşünmüş hissetmiş olmak kardeş kılar sizinle hiç tanımadığınız kimseleri bile. Ayrılığın, acının, hasretin, vefanın ve yoksulluğun da eskilerin dert ortağı dedikleri türden kardeşliği, akrabalığı, dostluğu vardır.
Tarifi ya da aklî izahı pek de mümkün olmayan bir yakınlık böyle böyle büyür durur içinizde yıllar yılı.
Hepsi hepsi bir, bilemediniz birkaç türküdür size bunları yapan. Çünkü türkü yalnızca müzikle yoğrulmuş bir söz yığını değildir. Türkü yakıldığı, söylendiği yörenin her şeyiyle söze saza bürünüp vücut bulmuş şeklidir . Bu yüzden yöre yöre tasnif edilir türküler ve en çok kendi yöremizin türküleri titretir gönül telimizi bu yüzden. Karadenizlinin hasreti başka düşer türküye, Akdenizlinin hasreti başka… Doğunun, Anadolu’nun yoksulluk, feleğe sitem ve ayrılık acıları sızar türkülerinden. Bir halayda sürüklenirken de türkü söyleriz, bir cenazeyi uğurlarken de türküler dolar yüreğimize de söze dökülmez yaş olur dökülür gözlerden. Karanlık şafakların ardında uzadıkça uzayan askerlik gecelerinde teskin edici türkülerle gelir memleketin annenin babanın yârin hayali. Yıllar yılı dilden dile gezen sevdaları da omuzlarında taşıyan türkülerdir. Uzun yollar türkülerle ulanır birbirine ve türkülerle varılır bir memleketten diğerine.
Eğer bu toprakların mayasıyla yoğrulmuşsa hamurunuz; her yalnızlıkta, sessizlikte bir türkü mutlaka kaynar gönül gözelerinizden. Kaynadıkça durulur türküler ve duruldukça durultur ruhunuzu.
Sevdanın, acının ayrılığın, hasretin, memleketin, annenin, babanın kavmin kardeşin manasını bize türküler öğretir. Yemen’in sessiz ağıdı, Çanakkale’nin acı çığlığı onlarda saklıdır ve bu yüzden en canlıları, kıymetlileri daima “anonim”dir türkülerin. A. Turan Alkan’ın dediği gibi; o, Türkiye’nin derinliklerindeki gizli bir mutabakatı anlatan “başka bir dil”dir.
Her türkünün bir hikâyesi olduğu gibi türkülerin kendisi dahi baştan sona bir hikâyedir. Belki de bu yüzden Tanpınar, Anadolu’nun hikâyelerini yazmak isteyen ona mutlaka türkülerden gitmelidir, der.

Türkülerin Bursası

Doğudan batıya doğru gelindikçe türkülerin rengi, ahengi, sesi değişir; ayrılıkların, yoksullukların bazen ölümün bile rengi başkalaşır çünkü hayat hatta dünya değişir doğudan batıya, köylerden şehirlere doğru; fakat yine türküdür hepsi ve yine hepsinde bize ait izler, yaşanmışlıklar saklıdır.
Bursa türküleri belki biraz da Bursa’nın batıdan göç almış bir şehir olması hasebiyle diğer bölgelerimize göre daha farklı renklerle desenlerle süslüdür ve ağır sevdalar, ayrılıklar, yanık ezgiler yerine küçük sevinçler ve katlanılabilir ayrılıklar, hüzünler hissettirir dinleyenine. Türküler biraz da renklerini tabilikten alan, saz ve sözle çizilmiş resimlerdir aslında ve bu sebeple her yörenin türküsü bir resim canlandırır gözlerimizin önünde. Tebessüm eden saf ve mahcup bir çocuk yahut genç kız sureti neredeyse her Bursa türküsünde bir görünür, bir kaybolur dinleyeninin zihninde. Başkaca nasıl bir yüze yakışır ki:
Elbis’in önü çaydır
Yar gideli üç aydır
Üç gün yari görmesem
Üç günüm dokuz aydır,
mısralarını ezgiyle okumak.
Bazı Bursa türkülerinin içinde düğün alaylarının, düğün evlerinin aydınlık resimleri vardır ve mani güzelliğinde, duruluğunda umutlar, heyecanlar süzülür bu resimlerden gönüllere.
Şarkı ile türkü arasında bazen de mani üslubuna yakın duyuşlar, hissedişler Bursa türkülerinin temelini oluştur. Mani üslubu ve oyun havası tarzı türkülerin ağır basması sebebiyle bu yöre türküleri genellikle kadın sesine ve okuyuşuna uygun düşer.
Bursa türkülerinin; türküden ziyade şarkıya, anonimden ziyade besteye yakın olması şüphesiz bu türkülerin vücut bulduğu mekânlarda, demlerde yaşanılan hayatla ilgilidir. Gülden nazik, sümbülden narin, bülbülden dertli nağmeler dinleyenini dünyaya, hayata, gamdan uzak durmaya çağırır.
Bursa türkülerinin bir kısmı rengârenk elbiselerle kendi aralarında eğlenen, halay çeken gençlerin hayat dolu cıvıltılarını, oyunlarını taşır kendisini dinleyenlerin muhayyilesine. Orta Anadolu ve doğu taraflarının türkülerindeki gözyaşları ve “ah”lar, “of”lar tebessüme, muratsız sevdalardan neşet eden isyanlar, elemler, tanrıya yakarışlar kah:
At olur da tepmez mi
Yar olur da öpmez mi,

Kah:
Allar giyme üşürsün
Beyaz giyme menşursun
Her huyun iyi amma
Ellerle görüşürsün
mısralarına, ezgilerine dönüşür.
Şehir türküsü ifadesi en çok bu yörenin türküleri için geçerli olsa gerektir. Türkülere sinen mekanlar çoğu Bursa türküsünde şehir yahut kasaba çağrışımlı mekanlardır. Bursanın Ufak Tefek Taşları, ya da Meşeli Dağlar Meşeli, türküleri bu farklılığın en bariz misallerini sergiler.
Bir Sivas türküsünde
Evlerinin önü arpa
Kır at gelir kırpa kırpa,
mısralarıyla söze, saza dökülen manzara bu yörede
Evlerinin önü nane de maydanoz
Siz bizim haneye gelmez oldunuz
Bahçemizde güller açtı dermez oldunuz,
sözleriyle türküleşir.
Ozanlık geleneğinin Anadolu’daki kadar yaygın ve faal olmaması ve kısmi farklılıklar arz etmesi Bursa türkülerinin sesini, rengini belirleyen bir diğer önemli etkendir. Elbette bu yörede de pek çok halk ozanı yaşamıştır ve bu gelenek imkanlar elverdiği kadar devam etmektedir lakin bilhassa Erzurum, Sivas, Kars gibi şehirlerin türkülerindeki “ozan” izi Bursa türkülerinde şehirli ve göçmen renklere, izlere dönüşür.
Bursa da diğer şehirlerimiz gibi kendi türküsünü söyler ve Bursa’nın insanı şüphesiz kendi türküsünde bulur kendisini. Elbette Bursa’da da ölünür sevda yüzünden, Mardin’de de ve gönlün şehri yoktur haritalarda, hep aynı elemi misafir ayrılıklarda kapısından içeri. Ancak bunu ifade ediş tarzıdır farklı olan, buna katlanma, bunu kabullenme tarzıdır bunca farklılıkları ortaya çıkaran.

Türkü Kapısı

Türkü kapısından girmişseniz bir şehre, kasabaya asla kendinizi yabancısı hissetmezsiniz o diyarın çünkü orda dağlar sizin de dağınızdır, çimenler üstünde sizin de gözyaşlarınız vardır. Türkü söylemeyen, türküsü söylenmeyen, türküye dili dönmeyen şehirler dilsizdir biraz ve gurbet bizler için türkü sesinin duyulmadığı yerdir en çok. Biraz uzak düşsek kendisinden; sılanın aşı, ekmeği, suyu gibi, yârin yüzü annenin kokusu gibi burnumuzda, gözümüzde tütendir türkülerimiz.
Türkülerle gözümüzü açarız dünyaya. İlk ezandan, adımızdan sonra ninniler, türküler okunur kulağımıza. Türkülerle büyür, gurbete, askere uğurlanır, türkülerle sevdalanır, türkülerle düğün dernek kurarız. Türkülerle geçer, türkülerin içinden geçer ömrümüz ve vakit geldiğinde dua ile, ağıtlarla bu dünyadan uğurlanırız.

14. Bursa Edebiyat Günleri, 29/30 Nisan, 2011

 

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.