Sivas Postası – Söyleşi

 

Konuşturan: Osman Çelik Sivas Postası Gazetesi, Ekim, 2009

 1- Hüseyin Bey elbette sizi tanıyan çoktur ama biz sizi tanımayanlar için soralım hayat hikâyenizi?

 Sivaslıyım ve 1975 doğumluyum. En uzunu birkaç ay süren kısa ayrılıklar dışında hep Sivas’ta yaşadım. Önceki yıllarda Sühan ve Rûzigâr namdar iki dergi tecrübesi yaşadım. Ayrıca başka illerde yayımlanan bazı edebiyat dergilerine de yayıncılık anlamında yardımcı oldum, olmaya devam ediyorum. 1996 yılında yayımlanan bir şiir kitabım var. Kırağı, İnsan Saati, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Süveyda, Az, Semerkand, Dergâh, Dize, Sühan, Rûzigâr, Yitik Düşler gibi dergilerde çalışmalarımı yayımladım. Edebiyat öğretmeniyim.

 2- “Dergi çıkarıp, onu yaşatmak için uğraşan bir insanın ya deli, ya da hayalperest olması lazım” derdi bir yazar dostum. Siz bunlardan hangi kategoriye giriyorsunuz?

 İki kategoriye de girdiğimi düşünmüyorum. Bu hayata bakış tarzımızla alakalı biraz. Derdi, dergi olan insanlar deli, hayalperest de bir gün nasıl olsa bırakıp gidecekleri eşyaların mekânların peşinden koşan ömür tüketen insanlar pek mi akıllı?

 3- “Günler zamanın koynuna indi” ve “Sühan” ile tanıştı bir cümle insan. Ama ne tanışma. Alışık olmadığımız bir yürüyüş vardı Sühan’da. Geçmiş zamanlardan gelen bir “ukte” gibi, sarıp sarmaladı nicelerini. Edebiyatın dik duruş bildirisiydi sanki. İnsanlara, ilk başta ne söylemek için, yazı cephesine yöneldiniz?

 Sühan aslında baştan beri birilerine bir şeyler söyleme, anlatma endişesinden ziyade, bizim yazı ile hayata tutunabilme ve gündelik hayatta yitmeme endişemizden vücut buldu. Yani merkeze şahsi kaygılarımızı ve samimiyetimizi koyduk, sanat ve edebiyat ikinci planda idi. Yeterli donanımımız olsaydı dergi çıkarmak yerine film çekmeyi de düşünebilirdik. Bu yüzden ilk sayılar hep “biz” i anlatmakla ve “biz”e benzeyen insanlara ulaşabilmek çabasıyla geride kaldı. Kaç kişi olduğumuzu, nerede olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi görebilecek aşamaya geldiğimizde özel sayılara yöneldik.

Hülasa niyetimiz insanlara bir şeyler söylemek değil, dil yordamıyla var olabilmek çabasıydı.

 4- İlginç bir durumdu, “dede, yenge…” gibi sıra dışı yaklaşımları ele almanız. Nasıl olgunlaştı bunlar? Eğer Sühan Yaşasaydı –ki yaşayamaz, bizim memleketimizde, mutlaka yürüyen tekerin önüne taş koyarlar- daha hangi özel dosyaları ele alacaktınız?

 Her sayının konusu birkaç sayı önceden kendiliğinden beliriyordu. Özel sayılara başladıktan bir zaman sonra adeta dünyaya özel sayılar gözlüğü ile bakmaya başladım. Arkadaşlar da benim gibi düşünüyor, yaşıyordu. Aklımıza gelen konuları not alıyor, yazarlarımızın bir kısmı ile görüşüyor çoğunluğu uygundur dedikten sonra özel sayı konusunu ilan ediyorduk.

Yenge sayısını dengelemesi için bir Herif ya da Bizim Adam sayısını çok düşündüm. Hatta Fadime Özkan Hanım o sayının editörü olacaktı ve bazı girişimlerde bulundu ancak bir zaman sonra kendisi gazete değiştirdi ve daha yoğun bir çalışma ortamına girdi Sühan da artık ağır usul yolun sonuna yaklaşmıştı o sayımız öylece kaldı. Oysa üç beş yazı gelmiş pek çok yazarımızın eşi de bu sayıda yazmayı kabul etmişti.

Herif ya da Bizim Adam sayısının haricinde bir de Baba sayısı yapabilmeyi de arzu ederdim. Hatta bu konuyu ilan da etmiştik sayılarımızdan birinde ancak nasip olmadı hazırlayabilmek. Yine bu sayımız için yazı gönderen üç beş isme de borçlu kaldık sanırım.

Pek çok özel sayı konumuz daha vardı kendi aramızda konuştuğumuz ya da bir kenara not aldığım. Kim bilir belki bir gün başka bir dergiye nasip olur bu konular.

 5-Şehrimiz ve Şehrimiz yazarı, çizeri, düşünürü omuz verdi mi yükünüze?

Şehrimiz yazarı, çizeri ve düşünürü omuz verdi dergimize sağ olsunlar. Başta Ahmet Turan ALKAN hocamız olmak üzre neredeyse eli kalem tutan tüm büyüklerimiz yardımlarını esirgemediler. Sağ olsunlar. Şehrimizin verdiği omuz hususunda tereddütlerim var tabii. Biliyorsunuz şehrimiz omuz vermek kadar omuz vurmakta da yeteneklidir. En azından omuz veren olmadıysa da omuz vurmaya cesaret eden de olmadı. Şehrimiz de sağ olsun.

 6- “Çekil Gideyim Hayat”. Nereye mutlak yolculuk özlemi. Simurg Anka’yı arayan kuşlar misali, ne zaman sonlanacağını sanıyorsunuz arayışlarınızın?

 Başta da söylediğim gibi yazmak hayattan ayrı ve uzak bir uğraş değil. Hepimiz yaşadığımız, yaşatıldığımız sürece her yenilenen dünyanın içinden her an yenilenerek geçiyoruz. Her sabah yeni günün acemisi olarak açıyoruz gözlerimizi dünyaya. Hal böyle iken bir şeylerin bitmesi, durması, nihayete ermesi mümkün görünmüyor pek.

 7- Biraz köşenize çekilmiş durumdasınız sanırım. Yoksa siz de “Sivas’ta yaşayıp da Sivas’ı terk edenlerden” misiniz?

             Baştan beri köşemden hiç ayrılmadım zaten ancak bazen dergi beraberinde bir hareketlilik de getirmek zorundaydı o dönemde. Sürekli birileriyle irtibat içinde olmak gerekiyordu ve öyle de oldu. Şimdi dergi bitti yine köşemdeyim. Bu yazıdan uzak kaldığım anlamına gelmemeli elbette. Her dergide yazmak yerine yazılarımı bir dergide, şiirlerimi de başka bir dergide yayımlıyorum. Okuma ve yazma hususunda, dergisiz geride bıraktığım bir yılın, dergi ile geride bıraktığım beş yıldan daha bereketli geçtiğini fark ettim geçenlerde. 

Birileri Sivas’ı mı terk ediyor yoksa Sivas birilerini mi terk ediyor bilemem lakin kıyıda her zaman selamet vardır diye düşünüyorum ve şehrin kenarından yürüyorum. Meydan orada kalsın.

 8- Genellikle dergiler kapanırken hep bir geri dönüş ümidi ile veda ederler okurlarına ancak Sühan gemileri yaktığını ilan etmişti son sayısında. Adı Sühan olmasa da ilerde başka bir dergi çıkarmayı düşünüyor musunuz ve ne gibi çalışmalarla meşgulsünüz son zamanlarda?

 Sühan kapılarını ebediyen kapadı ve kapanmış dergiler cennetine gitti. Öyle olması gerekiyordu. Adı dergi olmasa da yeni projeler elbette demlenmekte zihnimde. Bir yandan da uygun vakit ve zemin bekliyorum elbet. Şimdilerde, 2010 yılının baharında kitaplaştırmayı düşündüğüm düzyazılar yazmaktayım. Şiir; her daim yanımda zaten.

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.