nihai mekaale meselesine ve sühan mecmuası’na dair tenviratımdır

recai güllapdan

kaynak: kitap zamanı, sayı: 23

Taşrada münteşir “Sühân” nâm mecmuâ-i nefisenin başına gelecekleri duymuş olmanız lâzımdır deyû farzeyleyerek doğruca mes’eleye girizgâh etmekliğimi mâzur görünüz aziz kaarî ve kaarîelerim benim.

Gelecek nüshânın neşrini mütâkib bu mecmuâmız kepenkleri indirecek imiş. Şimdi siz bilürüm, nereden biliyorsun deyû sual edersiniz. Efendim, bugün eyi günümde olduğumdan nâşi, şu kadarcık kusurunuzu afveyledim gitti; bilenlerin mâlumu olduğu üzre ben şahsan bizzat kendim olaraktan bu mecmûanın muharrirlerinden idim idi.

Denk düşürmüş iken Sühân’ın nasıl neşrolunduğunu hikâye edeyim: Sühân öyle bir mecmuâ ki bütün maddi sermâyesi bir lise mualliminin aylık maaşından sarfolunan meblağdan ibâret; ardındaki zihnî sermâye ise işbu lise muâllimi ahbâbım Hüseyin Beğ’in bizatihi kendisüdür.

Bir doksan endâmında boyu, ânınla mütenâsib eni ve zannımca yüz kilo civarında sıkleti ile Hüseyin Beğ’i karşudan görenler, “Bu pehlevânın yolu Kırkpınar’a düşse başaltını zinhar kimesnelere bırakmaz” deyû bir kanaate zâhib olurlar ise de, kendisi bizzat rûhen karanfillerden nâzik, ince fikirli, çelebi mizaçlı bir erbâb-ı kalemdir kim, vaktiyle bir mıkdar şiirle uğraşmış olmaklığından maada bir kusurunu görmedim idi. Bir ara yanulup şaşarak şuâra ahbâbının iğvâsına mağlûben “Çekil Gideyim Hayat” serlevhası ile bir hatâ cedveli tertib etmiş ise de “gençlik seyyiâtıdır; olur böyle şeyler” deyû üzerinde durmağa lüzum hissetmedim, zirâ bu kadarcık kusur, her Türk gencinde bulunur bir şeydir. İmdi Hüseyin Beğ, “ben mecmûa neşredeceğimdir; neveytü’l gazâ!” deyû azm-ü cezm-i kasd eyleyerek bir hayırlı işe mübâşeret edicek sair erbâb-ı kalem ahbâbı, bu hâlis niyete omuz verdiler. Netiycede ben dahi bizzat bu mes’eleye, “Oh Recai Bey, ne olurdu siz de mecmûamıza destek vereydiniz ne güzel olurdu felân fıstık” neviinden bir recâ ile muhatab olunca derhal, “şartım vardır; şuâra ile kat’iyyen komşuluk idemem; mecmûanızda şiir neşreder iseniz, beni yok sayınız” şeklinde şedid bir ihtarda bulunmam ile o ‘ssaat, “siz ne dediniz de biz çî dedik” cevabını alınca yelkenlerim suya inmiş idi. Böylece Sühân mecmuâsına bilmem kaç nüshâ devâmınca “nihâi mekaale-i müfîde” kaleme almış oldum ki iftiharımdır.

İmdi deyeceksiniz ki, “amanin Recai Beyimiz, ser-mekaaleyi duyduk idi de nihâi mekaaleyi bilmiyor idik?” Ey azizler, nihâi mekaale bir neşriyâtın en mühim, en aziz sütunudur ki, başta değil, mecmûanın en nihâyetinde yer alır. Ser-mekaaleyi herkes tahrîr idebilür fekat nihâi mekaale takdir edeceğiniz üzre bir ilm ü irfân, bir üstâdâne hırâman mevzuudur; esâsen bahsetmeyecek idim fekat siz bu meseleyi muhakkak yanlış tefehhüm edersüz deyû şoracığa işte derc ettim.

Matbuadan postahaneye, tashihden sahifa kırmağa, muharrirlikten değnekçibaşılığa varana değin her işin üstesinden bizzat gelerek 17 sayı müddetince Sühân’ı sırtlayıp götüren Hüseyin Beğ, “biraz dinlensem gerektir” deyû niyyetini izhâr edince mükedder oldum ise de rıza göstermekten başka çare yok idi.

İmdi ey azizler, yeni neşrolunan bir mecmûa hakkında konuşulur fekat kepenkleri kapatan bir mevkûte içün neyçün şu mekaaleyi tahsis etmiş olduğuma azami derecede kesb-i dikkat isterim. Kıssadan hisse şudur ey gaaziler: Bir insan, büyük bir kuvvetdir; biliniz ve kendi kuvvelerinizi keşf eyleyiniz.

Böyle dimekle herkese, “buyrunuz, siz dahi tek başınıza bir mecmua neşreyleyiniz!” mi demeye getirmekteyim? Hâşâ! Bu bir temsildir ey muhiblerim, ibret alınız.

İnşallah arayı fazlaca soğutmadan Hüseyin Beğ, Sühân’ı yeniden neşredecekdir; bana sanki öyle geliyor gibidir. Eminim ki sizler de Sühân’ın yeniden neşrine hâhişkâr durursunuz vesselâm.

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.