HÜSEYİN KAYA’NIN ‘ŞİİR HÂLİ’: ‘MELÂL BAHÇESİ’ ÜZERİNE (*)

Mustafa Nurullah CELEP

1.
Hüseyin Kaya’nın ‘şiir hâli’, ‘dünya hâli’ ile koşut nitelikler taşır. Taşrada bir şiir gencinin dünyaya, hayata ve aşka dair hallenmeleridir Melâl Bahçesi. Bu şiirler, titrek bir lirizmi, kırılganlığı, ince bir kederle yüklü hüzünlenmeleri, bir yürek genişliğinde onu esrik kılan ağrılı, sızılı ve acı renginde bir gönlü bünyesinde taşır.
Hüzün duygusunu, ‘sebepsiz kederlenme hali’ olarak tanımlarsak, şairin derin hüznüne somut-birebir karşılık aramak ve neden-sonuç ilişkisi içinde akla yatkın bir yanıt bulmak, mümkün olmayacaktır. Şairin melankolisinin nesnel bir nedeni ve dayanağı yoktur. Bu bize, Türk şairine, romantizmden gelen-yansıyan, yüzü bazen tabiat görünümlerine bazen insan ruhunun kırıklı aynasına akseden bir duygu durumudur. Bu ise lirizme özgü bir şiir halidir.

Doğu’nun lirik şairi elbette romantizmde kendi kalp haritasına yakın bir ışık-kırık yansıyan bir aks’i- yakınsayacaktı ve o romantizmdeki duygu alacalarını dünya içre haline daha uygun buldu.

Oysa Batı’da romantizm, katı gerçekçilerin sert kaidelerine sanatsal bir reaksiyonla doğdu. Buradan Romantizmin, Batı’da tesis edilmeye çalışılan akılcı realizme bir tepki şeklinde vücut bulduğu çıkarsamasında bulunabiliriz. Akılcı değerlerle inşa edilemeye çalışılan siyaset, toplum ve kültür düzenini yumuşatmak içindi romantizmin hareket mantığı. İnsan aklının hayalden yoksun analitik yapısına bir genişleme sağlamak içindi. Batı toplumlarındaki bir etki-tepki medceziri ile bu kritik zamanlarda Batılı sanat ve edebiyat adamının dünyası hayalden ve imgelemden yana genişleyerek şekillendi.
Batı’da Sanayi Devrimiyle bir toplum ve bir kültür yeniden kuruluyor, ekonomi eksenli bir yapılanma tesis edilmeye çalışılıyordu. Bu muhkem yapılanma karşısında Batılı sanat ve edebiyat eri çareyi hayalin ve imgelemin geniş düzlüklerinde buldu: Yaratıcı akla nefes aldırdı. İnsan ilişkileri mantığın tahkim edilmiş kaideleri uyarıca işliyordu ve Batılı şair, şiir sanatının nüfuz kabiliyetini de kullanarak, mantığın ötesinde ve mantığın sınırlarını zorlayan yeni bir mantık kurguladı, yeni bir soluklanma alanı inşa etti.

Romantizmin Batı edebiyatındaki doğuş anı bu ve benzeri gerekçelere dayanıyordu.

Türk edebiyatında romantizm ise, kaynağını Divan edebiyatında bulan bir ruh halinin Batı’dan tercümelerle aktarılmasıydı. Divan’larda doğuya özgü lirizm zaten bir duygu kadrosu/atlası/haritası biçiminde şekillenmiş/manzum edilmiş haliyle vardı. Tanzimat’la birlikte bu manzum anıt yapılar, kırılıma uğrasa da, temelden öz akıntı olarak, ‘melankolik bir şiir havası’ renginde varlığını/akışını sürdürdü.

Türk şairi, Batı romantizmine özgü duygu hallenmelerinin ruh yapısını kendi kalp haritasına daha yakın buldu. Bu yüzden zaten ‘batı aktarmacılığı’ biçiminde tavsif edilen romantik hal ve romantik imge, Türk şairi tarafından kabullenip benimsenmekte zorluk çekilmedi.
Batı’nın realizmi onun analitik zekâsına daha elverişli iken, Doğulu şair hayalin sınırsız evreniyle özdeşleşmeyi romantizmle eş tuttu.
Doğulu Türk şairi, Batı romantizminde melankolyasını buldu.

2.
‘Rüya, ağrı, düş, sızı, hayat, ayna, Leyla, melâl, dünya, deniz, düğüm, kalp, bûse, teselli, gül, gönül, ömür, mahzun, hüzün, gözyaşı, nasır, keder, hatıra, melek, takvim, hazan, ruh, acı, veba, sunak, sürgün, nevbahar, şarkı, gölge, ayrılık, yaprak, çöl, hicran, yağmur, intihar, kahır, sır, hicret, dağ, menekşe, kül, gök, yürek, yüz, yazgı, akşam, dua, varlık, nefes, büyü, ezgi, yara, tufan, gemi, kan, sara, fitil, karanlık, ışık, çığ, çığlık, toprak, ırmak, yokluk, yol, kıyı, elem, çamur, vuslat, ten, korku, Yusuf, Yakup, ateş, firkat, köz, masal, perçem, ağu, söz, akasya, pınar, düş, sonbahar, Kafdağı, monna rosa, dev, nişan, leyl, mesnevi, zifir, katran, sevda, ümit, yemin, bedel ve daha birçok kelime, ibare, mısra, dörtlükler ve çağrışım dünyaları, romantik bir şair olan Hüseyin Kaya’nın lirik bir senfonyasıdır. Bu kelimeler de zaten Kaya’nın ‘şiir haritası’nı ve ‘şiir hâli’ni göz önüne çıkartacak cinsten soyut ve duygulanımcı karakterlidirler. Bünyelerinde, yukarıda izaha çalıştığımız duygu içre hallenmelerin iklimini fazlasıyla taşırlar.

Melâl Bahçesi’nden seçip aldığımız yukarıdaki lirik yapılı kelimelerle birlikte ve kelimeler eşliğinde kitapta öne çıkan özellikleri maddeler halinde sıralayalım:

a- ‘Acı, düş, rüya, hayat, hüzün’ vb. kelimelerin
kitapta sıklıkla geçmesi, hem şiirsel bağlam hem de kelimelerin çağrışım evreni itibariyle Hüseyin Kaya’yı lirik bir şair kılar. Örnekleyecek olursak:
‘‘sana bir kere daha acılar adıyorum
bu sızılı
bu kanlı sunağında kalbimin
daha dönmeyesin yar
daha dönüp de beni
dağımda bulmayasın’’ (s. 30)

b- Kitabın isminden ve çağrışım ağından başlayarak şairin, ‘melal, hüzün, gül, akşam, rüya, kızıl’ vb. kelime kadrosuyla çalışması, Ahmet Haşim’in ‘şiir haritası’nı anıştırır bir biçim ve içerikle romantik şiire has özellikler taşır.
‘‘yine de bakıyorsun içine gözlerimin
bakar gibi perdeli bir camın arkasına
oysa çoktan kayboldum içinde bu gölgenin
ve karıştı ruhumun beyazı karasına’’ (s.9)

c- ‘Rüya, ayna, mahzun, hatıra, hazan, nevbahar, hicran, hicret, elem, vuslat, firkat, masal, ümit, yemin’ vb. kelimeler ve bu kelimelerin çağrışım ağı, Kaya’nın Hece kalıpları içinde şiirini biçimlendirdiğini göz önünde bulunduğumuzda, bize Cumhuriyet Dönemi Hece duyarlığı dairesinde hareket ettiğini düşündürür. Kaya’da biçim ve içerik olarak Yeni Hece Şiirine özgü bir modernleştirme eğilimine de tanıklık etmeyiz. Bu bağlamda Melâl Bahçesi, geleneksel şiire ait verilerle beslenir.
‘‘açma bezirganbaşı kapıyı benim için
kanasın avuçlarım kanasın eşiğine
bir hicrana emanet yele düşmüş ömrüme
bundan sonra bin bahar gelse ne gelmese ne’’ (s.27)

d- ‘Liman, gemi, park, balkon’ gibi sınırlı sayıdaki modern dünyaya ait yapı ve nesneler, Melâl Bahçesi’nin ‘Çağının Şiiri’ anlayışından uzak durduğunu gösterir. Kitapta modern dünya ve modern hayat eleştirisinin varlığına dair herhangi bir emare yoktur. Bu yönüyle bir kez daha geleneğin dünyasına ve ruhuna ait bir toplamdır Melâl Bahçesi.
‘‘sen sahibi bu çığın sebebi çığlığımın
seni senin yurduna kara kalbime gömdüm
ne dallarımda kuşlar ne baharımda çiçek
ben kuru ağaçlarla dolu bahçeye döndüm’’ (s.42)

e- Kitaba boydan boya kırılgan, titrek ve acı bir lirizm egemendir. Bu ise lirik bir şair olan Hüseyin Kaya’yı bir ‘hüzün şairi’ kılar. Bu hüznün şiir şeklinde biçimlenişinde aşk duygusu ve acı hissiyatı belirleyici rol oynar. Şaire karakterini veren bu aşktır. Şair, ‘düş, rüya, gül, hüzün’ kelimelerini kullanarak şiirlerine ‘romantik bir hatıra’ havası verir.

f- Şiirlerin taşıdığı genel atmosfer itibariyle Hüseyin Kaya’nın karamsar bir şiir ve dünya görüşü, hemen her şiire rengini verebilecek cinste belirgindir.
Hüseyin Kaya, yukarıda kendi zaviyemizden görünen özelliklerini serimlediğimiz Melâl Bahçesi adlı şiir kitabında doğuya özgü lirizmi romantik karakterli şiirler yazarak ve ‘doğulu duygu kumaşı’nı kendi ipliğiyle eğirerek örmüş ve şekillendirmiştir.
Melâl Bahçesi, yoruma kapılarını açan bir toplam.
Kalbin telleri titrer ve bir güz mevsiminde melâl bahçesi olur. Şaire selam.

Poetik Haber 19.03.2015

(*) Hüseyin Kaya, Melâl Bahçesi, Sütun Yay., Nisan 2013, İst.

Kaynak: www.poetikhaber.net

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.