kalem

hüseyin kaya

Her şeyin herkesin bir kaderi vardır ve onun kaderi, hikâyesi herkesten her şeyden önceye dayanır. Söz ile sükût arasında ezelde başlayan hikâyedir onunki. Bu yüzden aşinadır büyük yalnızlara, yalnızlıklara, kâinatın ıssızlığına. Tek başına bir yerlere gidemeyen, sahibini terk edemeyen gölgeler gibidir.

Onun yazgısı başkalarının yazısıdır.

Halden anlar lakin anlatamaz hiçbir halini, söz bilir konuşamaz. Bin bir sırrı bin bir renk ile taşır da içinde hiç birini ağyara fısıldamaz.

Dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar biraz da ondan öğrenir vefayı, bağlılığı,  başkaları için kendi ömrünü feda etmeyi, başkaları için tükenmeyi. İlmin de cehaletin de en sessiz şahididir çoğu zaman. Ne kaderinden şikâyet ne kederinden ah eder. Yalnızca sesin, sözün hükmünü yitirdiği zamanlarda iniltiye benzer şarkılar mırıldanır kendisini dinleyenlere, kendisini dinleyenlerin parmakları arasında.

O söylemeye başladığında dil susar, kalp konuşur.

Tıpkı yazıları gibi yazgıları da başka başkadır kalemlerin.

Her kalemin bir ruhu, kişiliği vardır. Hatta her kalemin bir de kalbi vardır, kendisini tutan parmakların arasında titrer durur. Kalem ister ki kendisi nasıl bir kalbe tercüman oluyorsa kendi kalbinin atışları da duyulsun, hissedilsin. Kalem ister ki her harfte, her çizgide başkaları için tükendiği bilinsin. Beyhudedir kalemin bekleyişi, sessiz sessiz serzenişi.  Kim ne derse desin bazı kalemlerin durup dururken masadan düşmesi, aniden yazmaz olması, içten içe kırılması en çok bu yüzdendir. Bu yüzdendir bazen cânım ceketlere, önlüklere, gömleklere kastetmesi.

***

Yalnızlığa, yalnızlara adanmış bir ömürdür kalemin kısacık ömrü. Silgiler, boş kâğıtlar, kalemtıraşlar, defterler paylaşmak yerine çoğaltır yalnızlığını kalemin. Ardında bıraktığı izlere, canının, kanının tükenişine bakmadan yürür yürür kalem. Onun adımlarıyla değerlenir, onun ayak izleriyle yeşerir, bereketlenir boş sayfalar, Ömrü tükense de tükenmez yorgunluğu. Kalemin son bulduğu yer sonsuzluğun eşiğidir. Mürekkebi kurumuş, tükenmiş, her kalem suskun bir mezar taşıdır durduğu yerde.

Kullandığımız kalemler, kalem tutuşumuz, kalem taşıdığımız cebimiz, çantamız hal ehline binbir sırrımızı ayan eder. Kalbimizin, ruhumuzun yamacındaki aynadır, üzerine eğildiğimiz durgun sudur kalem.

***

Efsunlu küçücük bir çubuktur bazen kalemler, hatırlarla dolu kocaman bir sandığın altın anahtarıdır, uzaklardan gelen hasret yüklü bir mektuptur alır götürür bizi başka iklimlere geride kalmış zamanlara. Tepesini kemirdiğimiz kurşun kalemlerin boya ve ağaç karışımı tadını hatırlarız önce buruk tebessümlerle, sonra nerede unuttuğumuzu halen hatırlayamadığımız kuruboya kalemlerimizi… Herkeste bulunmadığı için gönlümüzde ayrı bir yeri, değeri olan keçeli kalemler tıpkı kurban, ramazan bayramları gibi kolonya kokusuyla hatırlatır kendini ve güneşin, yılların eskitemediği renklerini.

Çiçek taşır gibi kalbimizin üzerinde taşıdığımız dolmakalemlerin, tükenmezkalemlerin ucu buruk, silinmeye yüz tutmuş sevdalarla yoklar zihnimizi kalbimizi. Kaybedişin ve bir daha asla bulamayışın ilk acısını kalem öğretir çocuk ruhlarımıza. Hemen hemen hepimizin çocukken kaybettiği ve bir daha asla bulamadığı kıymetli bir kalemi muhakkak vardır. Ne kendisi bulunur o kalemin ne de bir benzeri kitapçılarda. Kaybolan yalnızca bir kalem değil de çocukluğumuzdan bir parçadır ve her hatırlanışında küçücük bir sızı hissettirir kendini kalbimizin kenarında.

Öğretmenler gününde küçücük çocukların mahcup edalarla öğretmenlerine uzattığı en güzel hediyedir kalem, babadan oğula kalabilecek en manalı yadigâr…

***

Gömleklerin, ceketlerin cebinde, okul çantalarında, kiminin masasında, kiminin parmakları arasında, okuma yazma dahi bilmeyen ahşap ustalarının kulak arkasında, kalem her yerde, her mecliste… Kalemle kurulmuş bir dünyada; kimi tükenmez, kimi kurşun, kimi rengârenk kimi siyah kalemlerle yaşarız yön veririz hayatımıza. Tıpkı yürümeyi, konuşmayı, kaşık tutmayı öğrendiğimiz gibi ayakta kalabilmek için kalem tutmayı da öğreniriz.

Okullarda, dükkânlarda, mahkemelerde, hastanelerde hasılı her yerde onun varlığıyla ilerler hayat, kendini tazeler dünya. Kalemle kazanılır zaferlerin en kalıcı olanı ve devletler kalemle kurulur, kalemle gömülür tarih sayfalarına. Kaleme tutunamayan sözler, şiirler, şarkılar uçuşur, savrulur karanlığa. Kalemle avlanmayan, bağlanmayan hakikatlerin ışığı düşmez başkalarının yoluna. Kalem şahit olmadan verilen sözler, vaatler zamanın boşluğunda silinip kaybolur. Temelleri kalplerde atılmış olsa dahi kalem yazmadan aralanmaz yeni yuvaların kapısı.

***

Kimilerinin elinde nurdan bir kandildir kalem kimilerinin parmakları arasında sihirli bir makas… Kimileri için yıldızlara dönüşür kalemin yazdığı kelimelerin aydınlığı kimileri için rengârenk efsunlu bir kumaşa… Şairin sancısını, ressamın acısını ancak kalem dindirir sabahı uzak gecelerde. Öğrencinin parmaklarında nasırdan yeşermiş bir çiçektir kalem, reçete yazan doktorun elinde ümidin ışığı, kalbi sevdaya boyanmışların elinde tek teselli…

Kalemi aracı kılmayan cümle fikirler, hayaller, hatıralar silinir dünyadan, hafızalardan ve ebediyet yolunda ancak kalemin elinden tutanlar yürüyebilir. 

Her şeyi vardır aslında bir kalemi olanın. Bazen en yakın sırdaş bazen dile getiremediklerimizi bizim yerimize söyleyen, anlatan bir tercümandır o. Ağırlığından dilimizin kilitlendiği, dönmediği kelimeleri kalem omuzlanır hiç üşenmeden. Yoksullukların, ayrılıkların, ölümlerin, sevdaların bunalttığı, daralttığı kalbimize ancak kalemin açtığı pencereden dolar ümit ve şükrün aydınlığı. Yalnızca hüznün ve acının değil, bitmesin istediğimiz saadetlerin, sevinçlerin muhafızı, şahididir kalem.

Hani ıssız bir adaya düşseniz en çok yokluğunu hissedeceğiniz yahut varlığına sevineceğiniz üç şeyden biridir belki de. Kalemi olanın umudu vardır, hayali, söyleyecek sözü yahut unutulsun istemediği şeyler vardır hayata dair.

Boşuna değildir bunca şuaranın sevgilinin kaşını, kirpiğini kaleme benzetmesi. Boşuna değildir şairin kul olayım kalem tutan ellere, demesi. Boşuna değildir darağacının altına doğru uzayan yolda kalemin kırılması.

***

Varlık bir harftir, sen onun anlamısın.

(Muhyiddin Arabî)

Çoğu zaman unutsak da bir kalemin çizdiği yol üzre yürürüz ömrümüzü. Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, hatta hayallerimiz hep aynı kalemin eseri.

Dağlar, yıldızlar, her sonbahar sararıp baharda tekrar yeşile boyanan ağaçlar, yaramaz çocuklar gibi birbirini kovalayan günler, haftalar, aylar;  kimi uzun kimi kısa kelimeler, cümleler bizi kuşatan her şey usul usul bir kalemin ucundan dökülür durmadan. Durmadan yeniden çizilir kalbimiz, suretimiz…

Bir kalemin yazdıkları yeter bizi düşürmeye aşkın, yalnızlığın pençesine. Bir kalemin noktasıyla düşeriz ya cennet bahçesine yahut karanlıklar ülkesine. 

Kalemin hikâyesi dünyanın, varlığın da hikâyesidir ve kalemin hikayesi şüphesiz kelamın, dünyanın hikayesinden daha eskidir.

semerkand dergisi

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.