pencereler

hüseyn kaya

 Güneş doğar, pencere açılır. Serin bir esintiyle dolar içeri çiçek, yağmur yahut kar kokusu. Ev tazelenir, perdeler esner, saksılardaki çiçekler uyanır, eşyalar yeniden kendi rengine boyanır. Bütün kötü rüyalar, uykusuzluklar, umutsuzluklar silinir. Yeni bir günün ümidi yayılır her köşeye. Yeni şiirler, yeni şarkılar başlar ümidin, sevdanın kanatlandırdığı.

Gün doğar, pencere açılır, önce onun gerisinden selamlanır yeryüzü, gökyüzü, kuşlar, ağaçlar ve bulutlar. Gün pencerelerin önünde başlar ve yine orada biter çoğu zaman.

Dışardan bakınca olabildiğince yabancı ve soğuk, içerden bakınca en yakın arkadaş, en samimi dost; uzaktan bakınca uğultulu, esrarengiz hikâyeler ormanı, yakından bakınca duru bir ırmak sükûneti… Ne tam dışında her şeyin ne de tam içinde… Camdan yapılmış bir ışık kapısıdır, kurtarır cümlemizi karanlıktan. Çoğunlukla hüzünlü ama bazen neşeli. Daima kırılgan. Üstelik bazı vakitler gözleri buğulu yalnızlıktan, ayrılıktan.

Ne kapı kadar kocaman ve gürültülü, ne duvar kadar soğuk, sessiz. Kimi akşamlar kimse bilmese de üşür, bir suçlu gibi bakar uzaklara tülsüz, perdesiz.

***

“Allah’tan pencereler açmışlar içi sıkılan evlere”

(Asaf Halet Çelebi)

Kapılar evlerin dilidir, pencereler ise suskun gözleri, kırılgan kalbi. Pencerelerden okunabilir bir evin ve sakinlerinin cümle sevinci, kederi.

Hepsinin şekli birbirine benzese de her pencerenin ardında başka bir hikâye vardır ve her pencerenin de hikâyesi başkadır. Yürüyemeyen, dizleri tutmayan hastaları hayatta tutan ilaçtır pencere, mahkumlar için sabrın, ümidin, yarınların ışığı. Talebe için durmadan dışarıyı işaret eden haşarı bir sıra arkadaşıdır, ihtiyarlar için ağır usul eşiğine geldikleri dünyanın uzaktan seyrangâhı. Bebekler için uçsuz bucaksız bir ömrün, dünyanın bir adım gerisidir pencere. Çocuklar için bazen oyun kapısı, bazen anne baba vedası. Kediler için mutluluğun en şeffaf sınır taşıdır, sahipsizliktir pencerenin sonrası.

Kıyısında alınan her nefesten bir iz muhakkak siner pencerenin bir köşesine ve kıyısında çekilen her sevda acısından bir harf gizlice çizilir pencerenin bir yerlerine. Her pencerenin hikâyesi başka başkaysa biraz da bu yüzdendir. Rüzgârdan, kardan, güneşin kavuran sıcaklığından değil, bu yüzden eskir pencereler. Sakladıkları sırlar, paylaştıkları yalnızlıklar yüzünden dökülür boyası pencerelerin, camları kırılır.

Kimseler bilmese de kiminde gözü yaşlı bir annenin içli duası, kiminde felçli bir babanın yahut dedenin gözleri asılı kalmıştır senelerce. Mahrem sırların en suskun şahididir pencereler ve bilinmesi, görünmesi istenmeyen cümle ahvalin örtüsü…

***

“bir pencere yeter bana bir tek pencere

bilince ve bakışa ve suskunluğa”

(Furuğ Ferruhzad)

İlk kez pencereden görürüz dünyayı, yeşili, maviyi siyahı. Serçelerle ilk kez pencere önünde karşılaşırız, yağmura, kara ilk kez camların ardından selam veririz. Kısa ayrılıkların hüznünü de, küçük kavuşmaların sevincini de onun dizlerinin dibinde yaşarız ilk kez.

İlk kalemimiz parmaklarımızdır ve ilk defterlerimiz pencere camları. Hayallerimizi resmedebileceğimizi, paylaşabileceğimizi ilk kez pencere önünde fark ederiz. Pencerelerin önünde öğreniriz çöp adamlar çizmeyi, adımızın ilk harfini yazmayı. Kaybedişin, faniliğin ilk öğretmenidir pencere camları. Yazdığımız, çizdiğimiz, yaşadığımız her şeyin silinişini ilk kez pencere fısıldar çocuk ruhumuza.

Kâh perdelerle konuşur yalnız kaldığında pencere, kâh gökyüzüyle. Kuşların, bulutların, ağaçların, yağmurların, rüzgârın, karın dilini de bilir, yanı başında büyüyen çiçeklerin dilini de…

Biz ona baktığımızda o bize bakmaz, ondan çevirdiğimizde bakışlarımızı gözleri üzerimizde gezinir.

***

“Nicedir bir pencereden deniz güzel değil”

(İlhan Berk)

Kimilerinin yalnızlık ve mutsuzluk oyunları için inşa edilmiş gibidir pencereler. Hayaller pencere önlerinde kurulur, düşlere pencere önlerinden bir kapı aralanır. Gidenin ardından kapı önlerinde değil, pencerelerin ardında süzülür gözyaşları. Gidip de dönmeyen kim varsa bir ömür pencere önünde beklenir. Akşama işten dönecek babalar da aynı pencerenin önünde beklenir, ‘attâ’ya giden ve asla dönmeyecek babalar da… Okumaya, askere giden oğullar da aynı pencerenin önünde beklenir, aşrı aşrı memlekete gelin gönderilen kızlar da…

Vefalı torunların ziyaret müjdesini ilk pencereler fısıldar, sabırsızlıkla onları bekleyen gözlerinin ışığı dedelerin, büyükannelerin kulağına.

Her pencere sırlı bir kapıdır aynı zamanda; kelimelerin, notaların kıyısına düşmüş sessiz bir şarkı, durgun ve duru bir okyanustur. Huzurun meltemi orada çarpar yüzümüze, ellerimize. Durmadan kendisine çağıran, kıvrım kıvrım uzayan bir yoldur bazen pencere.

Bir kitap gibi sayfa sayfa kendini okuttuğu da olur pencerelerin, sihirli aynalar gibi öteleri gözlerimizin önüne getirdiği de… İster bahçeye açılsın, ister sokağa; her pencere karanlıktan ışığa, bir sığınıştır, teslim oluştur.

Geciken, gelmeyen haberleri, çığlık çığlığa uçuşan aceleci kuşları bekleme istasyonudur pencere önleri ekmek kırıklarıyla, kalp kırıklarıyla. Yürünmemiş yolların, uzak yıldızların hasreti pencere önlerinde çoğalır. Hatıralara, hayallere yelken açan gemiler hep pencere önlerinden demir alır.

Aşinası olduğumuz pencereler de vardır, yabancısı olduğumuz pencereler de… Baktığımız, gördüğümüz her yerde ya pencerelerin önündeyizdir ya arkasında. Evde, iş yerinde, hastanede, camide, otobüste, okulda… Pencereye yakın bir yerde olsun isteriz masamız, yatağımız. Pencere kıyısında durmak güvenmek, aydınlığa inanmaktır. Peşimize takılan ve hiç susmayan sessiz şarkılardır pencereler. Otobüslerde, trenlerde koltuğumuz pencere kıyısındaysa yolculuğun zahmetini umursamayız. Pencere önünde yudumlanmayan çayın da kahvenin de lezzeti biraz eksik kalır. Yağmurun, karın yağışı, yıldızların göz kırpışı zaten güzeldir de, pencereden başka güzel görünür gözümüze.

Pencere önünde olmak isteriz hep, çünkü kendimize en çok orada rastlarız.

Her pencerenin önü huzurdan nasibini almışsa da huzura açılmaz her zaman pencereler. Ayrılığa, yoksulluğa, yalnızlığa, seneler öncesine açılan pencerelerin önüne de düştüğümüz olur kimi zaman. Ümit böyle zamanlarda bir kuş olur, uçar gider camı kırık pencerelerden. Mevsimlerden kışsa soğuk içinize işler pencere önlerinde, vakit geceyse durmadan kararır ufuklar. Perdeler savrulur, rengini yitirir eşya; bu dem kalbinizin en kuytu köşesinden bir pencere aralamak vaktidir sonsuzluğa.

***

“Sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden”

(Sezai Karakoç)

Cümle mevcudat gelir, durur, seyreder ve gider. Pencere dünyaya baktığımız yer değil, dünyanın kendisidir aslında ve ömrümüz, adımız, kaderimiz, suretimiz çoktan silinmiş bir harftir o pencerenin buğulu camında.

semerkand, kasım, 2013

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.