anılar defterinde navruz yaprağı

“ANILAR DEFTERİNDE NAVRUZ YAPRAĞI”

Hüseyin Kaya

Şimdilerde rastlayıversem bir yerlerde tanıyabilir miyim onu bilmiyorum zira çocukluğumda ancak birkaç kez görebildiğim nazenin yüzünü hayal meyal hatırlıyorum.

Onun misafir olduğu kerpiçten evlerin küçücük pencerelerinden güneş başka türlü selamlar içeridekileri ve gökyüzünün maviliği başka türlü görünürdü. Yaşamaya, dünyaya ve ümide dair adı konulamamış çok şey vardı onun gelişinde. Onun görünüşüyle birlikte tüm kederler unutulur, yeni bir güne başlamanın sevinci aydınlatır, yumuşatırdı ayazın kavurduğu esmer yüzleri. Kuşlar onu görmeden dillenmez, tüm çiçekler önce onu beklerdi açmak için.

Bir çobanın azık bohçasında, bir çocuğun üşümüş küçücük parmakları arasında, bazen de bayırlarda gençliğini arayan yalnız bir ihtiyarın buruşuk ellerinde muştularla getirilirdi köye. Onun bulunuşu, getirilişi tüm işleri yarıda bıraktıran bir haberdi.

Papatya, gül, nergis, çiğdem, zambak… Hepsinin bir türküsü, şarkısı, şiiri vardır da nevruz en unutulmuşudur çiçekler arasında. İnsanların vefasızlığına rağmen yine de küsmez nevruz ve her bahar açar sessizce ıssız yamaçlarda. Bilir ki, o yüzünü güne dönmeden bahar gelmez, ibibikler ötmez, yeryüzü yeşermez. Tüm çiçeklerin rengi önce onun yapraklarında selamlar dünyayı.

Anadolu’nun pek çok köyünde olduğu gibi çocukluğumun geçtiği köyde de nevruz günü, takvimlerin işaret ettiği, beklenilen bir gün olmaktan öte navruz çiçeğinin bayırda görüldüğü gün olarak bilinirdi ve yaşlılar navruzun çıkıp çıkmadığını havanın durumundan anlarlardı. Nevruz gününün merasimi ve karşılanışı umumi bir şenlik olmadan öte her evin kendi imkânlarıyla gerçekleştirdiği mütevazı ve sakin bir kutlamadan ibaretti.

Niçin olduğu bilinmezdi; ama nevruz gününün habercisi navruz; mübarek, hürmet edilesi bir çiçekti bu yüzden olsa gerek çoğunlukla sultan navruz diye bahsedilirdi ondan. Onu bulup getiren kişi, etrafına çocukları toplar ve meraklı gözler önünde, nevruzlar kuzulatılırdı. Nevruz gövdeye yakın yerinden başparmakla işaret parmağı arasında yüzükoyun bir biçimde çevrilir bu esnada kuzula kuzunu yiyim / dere tepe düzünü yiyim diye başlayan tekerlemeler söylenir, bu sözler ta ki nevruzun içindeki küçük nevruz düşünceye kadar tekrarlanırdı. Küçücük zihinlerimizle, ilk seferinde nevruzun içinden düşen bu minik nevruzun nereden düştüğünü kavrayamaz ve onu büyülü bir çiçeği seyreder gibi seyrederdik. Küçük nevruz yaprağının yere düşüş şekline göre o yılki küçükbaş hayvanların erkeğinin mi dişisinin mi çok olacağı hakkında tahminler yürütürdü navruzu kuzulatan kişi. Şayet evde bebek bekleyen bir gelin varsa bu tahminlerden elbette o da nasibini alırdı. Büyükler, bilhassa yaşlılar bu oyunu oynarken öyle sevecen ve çocukça bir tavır takınırlardı ki kış boyu seyretmek zorunda kaldığımız asık ve kavruk suratlar birdenbire değişir berraklaşırdı.

Nevruz günü, nedendir bilmiyorum en çok çocukların üzerine düşülür, büyüklerimiz o gün bir başka severlerdi bizi. Navruz kuzulatmayla başlayan oyun o gün, gece yarılarına kadar sürerdi. Çocuklar da büyükler gibi adamdan sayılır ya da büyükler de çocuklarla çocuk olurlardı.

Diğer evlerde durum nasıldı bilmiyorum ancak bizde navruz yemeği hazırlamak adettendi. Navruz yemeğine dışardan birileri davet edilmez, tamamen hane halkı kendisi için hazırlardı bu yemeği. Evde, eli ayağı tutan büyük küçük herkes bir vazife alırdı bu yemeğin hazırlanışı için. Tandır yakmadan tutun, çay için tatlı su getirmeye kadar kişi sayısınca vazife çıkarılır ve işler büyük bir keyifle yapılırdı. Süzme bulgur pilavı, patates mıhlaması, hoşaf ve sini bağlaması düğün ve bayramlar dışında ancak navruz yemeğinde bir arada bulunurdu.

Nevruzun ertesi günü yeni bir yıla başlar gibi başlanırdı işe güce. Nevruzdan önce bilhassa, biraz da baharı göremeden dünyadan göçme endişesi taşıyan aceleci ihtiyarlarca tekrarlanan bu yıl da yaz gelir mi acep şeklindeki ifadeler nevruz günün ertesinde unutulur ve artık yazın geleceğine şüphe kalmazdı.

Nevruz gününden sonra bulunan navruz çiçekleri de ilk görülenle aynı itibarı, saygıyı görür, bazen genç kızların saçları arasında süs olur bazen çocuklar tarafından toplanıp köy öğretmenine uzatılırdı mahcup bakışlarla. Zaten navruz çiçeğinden az bir zaman sonra, kısa bir süre toprağı süsleyip ardından kayboluveren çiğdem boy verirdi bayırlarda. Ki köylerde görev yapmış her öğretmenin kitaplarından birisinin arasında eli ayağı çamur içinde, yüzleri al al çocukların armağanı, kurumuş bir navruz çiçeği ya da çiğdem mutlaka vardır.

Şehre taşındıktan sonra hiç navruz yemeği yenmedi evimizde.

Şimdilerde bir yerlerde rastlayıversem ona, hatıraların ve hatıra defterimin arasından seçip de yüzünü, tanıyabilir miyim onu bilmiyorum.

  1. muhammet aksoy dedi ki:

    hocam ellerinize yüreğinize sağlık bir öğrenciniz olarak nacizane anlayabileceğim kadar anladım beni alıp köyüme ordaki güzel mutluluklara sebebini tam olarak anlayamadığımız ama her zamankinden daha mutlu olduğumuz günlere götürdünüz nevruzun yeri özeldir bayramların yeri özeldir köylerimizde hala kutlanıyomudur umarım kutlanıyodur hem bilgilendirdiniz hem duygulandırdınız teşekkürler saygıdeğer hocam izinizdeyiz inşallah

  2. navruz dedi ki:

    bnmde adım NAVRUZ adımın bukadar guzel bir çiçek oldugunu bilmiyordum nekadar degerli ve guzel oldugunu ögrendim tesekkurler herkeze

  3. navruz dedi ki:

    bnmde adım NAVRUZ adımın bukadar guzel bir çiçek oldugunu bilmiyordum nekadar degerli ve guzel oldugunu ögrendim tesekkurler herkeze ve guzel bayrama

  4. nilüfer dedi ki:

    ben ilkokul 1.sınıftan sonra hiç nevruz çiçeği görmedim en son 1. sınıfta okurken görmek ve koklamak kısmet olmuştu şimdi aradan uzuuuun yıllar geçti hayatımda birçok çiçek gördüm ama navruz çiçeği kadar güzel ve duygsunu insana verebilen bir çiçek daha görmedim sizi tanımıyorum ama onun için güzel bir yazı yazmanızdan anlıyorum ki siz de doğaya aşık bir insansınız sizi yazınızdan dolayı tebrik ederim dikkatli olun da kardelenler size küsmesin onlar da asil çiçekler yüreğinize sağlık saygılar

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.