mutsuz çocuklar cenneti

mutsuz çocuklar cenneti

hüseyin kaya

Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Bir oyuncakçı dükkânı önünde yahut büyük mağazalardan birinin oyuncak reyonunda birkaç dakika seyredin, siz de farkına varacaksınız mutlu ve sevimli edası verilmeye çalışılmış hüzünlü bakışların. Yalnızca oyuncak bebeklerde mi? Diğer oyuncaklarda da aynı hüznü, aynı yalnızlığı hissetmeniz mümkün. Hatta çocukları şiddete meylettirdiği öne sürülen oyuncak silahlara bile dikkatlice baktığınızda üzerlerine her şeyden ziyade kaç masum yavrucağın yalnızlığının sinmiş olduğunu göreceksiniz..
Evet cümle oyuncaklar, çocukların yalnızlığından yapılır ve sunulur çocuklara. Bu yüzden kendilerinden bir parça gibi bakar çocuklar oyuncaklara. Kırılan her oyuncak, kırılan bir çocuk kalbidir bu yüzden.
Oyuncaklar eskiden hüzün barındırmazlardı suretlerinde. Oyuncakların hepsinde bir duruluk, hepsinde üzerine masumiyet sinmiş tebessümler saklıydı. Küçükler oynardı oyuncakla; ama büyükler tarafından imal edilirdi oyuncaklar. Mahallenin ya da köyün hamarat bir dedesi yahut oyuna, uzaktan bakışlarıyla dahil olmaya çalışan -aslında oynamak için içi giden ama utancından geride duran- bir genci tarafından yapılırdı; ucu sopalı tahtadan tekerlekler, kavak ağacından kavallar, ucuna tavuk teleği takılan fırıldaklar. Kız çocukları için artık bezlerden ağaç üzerine sarılarak -eğer kalem varsa- kaş göz çizilen çaput bebekler ise mutlaka genç bir kız tarafından kim bilir hangi hissiyat içerisinde özene bezene yapılırdı. Cümlesi, elde olan malzeme ile yapılan oyuncaklara hiçbir çocuk imrenerek bakmazdı; zira “aynısından isterim” denildiğinde “aynısından” yaptırılırdı birilerine.
Modern zamanın, çocukları sokaklardan, bahçelerden apartman odalarına taşımasıyla birlikte çocuklardaki oyun ve oyuncak anlayışı da ister istemez değişmek zorunda kaldı. Hem çocukların dünyasında hem büyüklerin dünyasında bir çok şey manasını yitirdi veya değiştirdi. Oyuncaklar; aslında oyun kurmak için değil, oynanan bir oyunda kullanmak için vardı çocuğun dünyasında ve taşlardan araba, değneklerden at yapılabiliyordu böylesi bir durumda. Çocuk, görmek istediğini her nesnede görüyordu zaten oyun esnasında. Eğer huşu içinde oynayan çocukları görürseniz dikkatlice bakın bu durum halen böyledir; yani oyuncağın biçimi ne olursa olsun, çocuk onunla değil zihnindekiyle oynar.
Öyleyse bunca oyuncak nereden mi çıktı? Elbette ki büyüklerin hırslarından, hayal dünyalarından, yaşanmamış çocukluklarından, zamanın böyle buyurmasından…
Maalesef oyuncaklar artık alınıp satılıyor ve insanlar dünyanın parasını kazanıyor oyuncaklardan… Anneler “ağlayan bebek”, babalar kumandalı araba ve plastik silah taşıyorlar evlerine, kendi çocukluklarına, içlerindeki çocuğa. Oyuncaklar; kurulan oyunlar için değil, oyun kurmak için evlere doluyor sepet sepet. Çalışan anne, kendisi yerine yeni oyuncaklar götürüyor akşamları çocuğuna. Televizyon seyreden baba, çocuğu televizyon keyfini bozmasın için bin bir çeşit oyuncakla dolduruyor evi.
Oyuna ve oyuncağa ticaretin kirini bulaştıran “şehrin insanı” şehirlerin en göze çarpan yerlerine oyuncakçı dükkânları açtırıyor şimdilerde. Anne babalar yanlarında zavallı yavrucaklarla “ihtiyaçlar listesi”ndeki bir eksiği gidermek için koşuyorlar oyuncak reyonlarına, dükkânlarına.
Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Oyuncak bir bebeğin yüzü; ihmalkâr bir anneyi ve onun yokluğunu unutmaya çalışan bir küçücük kız çocuğunun yalnızlığını, hüznünü de taşır… Veya vitrinlerde rastladığımız oyuncak silahlar; televizyon karşısındaki yorgun babayı rahatsız etmemeye çalışan, içindeki afacanı büyütmeye çalışan bir erkek çocuğunun mülayim bakışlarıyla boyanmış, süslenmiştir aslında. Bu yüzden oyuncaklar hüzünlü ve bu yüzden oyuncakçı dükkânları mutsuz çocuklarla dolup taşan yapay bir cennet gibi.

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.