hüseyin kaya’nın deneme kitabı çıktı / mehmet akbulut

Sivaslı şair, yazar Hüseyin Kaya’nın Ötüken Yayınlarından çıkan deneme kitabı “Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz” ismiyle müsemma bir anlatımla okurunu şiirsel bir iklime götürüyor.

Yazarın şair oluşu tabii olarak satırlara, hatta kelimelere işlemiş. Daha çok anlatılan, yazarın mazideki çocukluğuna ömrünün ortalarından bakışıyla göz kırptığı eski istasyonlu günler. Denizi olmayan bir memleketin elbette rıhtımı da olmaz. Ve fakat varsa bir tren yolunuz, o alıp götürür sizi deniz benzeri bozkırların ta ötesine. İşte burada işin içine şairlik girecek, istikbale nazarı Hüseyin Kaya’ya söyleteceğiz. “… yanlış ezberlenmiş şiirler gibidir geleceğe dair düşlediğiniz her şey.”  Peki niçin? Bu kadar isabetsiz mi atışları vardır çocukluk denen silahın? Evet, çünkü çocuklar çabuk büyür. Hele yazar Hüseyin Kaya, diyeceklerini otuzlu yaşların son çeyreğine doğru söylüyorsa… “Yudumladığınız çayın en güzel yerinde bardağınızın ellerinizde parçalanmasıdır otuzlarda yaşamak.” Ah azizim, ne de güzel tarif ettin çay bardağının yazarın eline ne de güzel yakıştığını. İçelim, keklik kanı olsun çayımız. Sivas’ta çocukluğunun ayak izlerini istasyonda tekrar adımlamak gayreti güden şaire selam olsun.

Neler yok ki…

Kitapta ömrün ortasında olmaktan tutun, baba sevgisine, aşka, hatıralara, yazarlara tutulmaya, gurbete, yolculuklara, güz mevsimine, hazan günlerine, sararmış yapraklara, kar ve kışın çocuksu tariflerindeki ince tatlara ve tabii ki tren istasyonlarına kadar yazarın gözlemlerinin şiire benzer kalıpta deneme türüne misafir edilişine şahit oluyoruz.

Karpuz güzeli, kiraz güzeli derken kış güzeli…

Artık adetten oldu, her şeye bir güzel uydurarak hayatı festival havasında soluklanıyoruz. Ve ben yazarın “Kış Güzeli” adlı yazısını çok beğendim. Yazar kendi çocukluğundan misal vererek cümleler kuruyor ki okuyanı eriten cinsten. Kitaptaki cümleler benim gibi sizi de alıp götürecek, çocukluğumun kışına. Hiç üşümezdim, çünkü çocuktum. Kanım kaynardı, sobanın üzerindeki güğüm gibi. Bu yazıyı neden çok sevdim peki? Bu yazı ömrümün en güzel kışını hatırlattı bana. Bir daha seçtim kış güzelini. En güzel kış, çocukluğumda yaşadığım kışlar idi. Teşekkürler Hüseyin Kaya. Dost elinle uzandın ve çocukluğumuzun kış tarafından tuttun bizi. İtiraf et, senin elin de hâlâ buz gibi. Ömür yolculuğunu yarıladığını düşünüyorsun; fakat ellerin çocuk. Eller hep çocuk kalsa, günaha bulaşmamış. Öyle değil mi?

Yazarın kalesi: Sivas istasyonu

“Çocukluğunuz istasyonsuz bir şehirde ya da kasabada geçmişse; şüphesiz, telafisi mümkün olmayan bir ziyan içindesinizdir.”

Burada, yapma be Hüseyin Kaya, ne güzel alışmıştık senin gezdiğin istasyona. Soğuk bir kış günü kaloriferi çalışmayan bir tren kompartımanında ilk sigaranı içtiğim zamana bile şahitlik ettim ben. En azından bu kitabı okuyanlar, telafi istasyonuna uğramış kabul edilse. Nasıl olur?

Sivas’ta istasyon olsaydım

Hani bir şeyi anlatırsınız, sizi de dinleyenler bulunur. Meddah havasında ve tadında. O kadar güzel anlatırsınız ki dinleyenleri neredeyse vakanın içine çeker, olaydaki her şeyi yaşatırsınız ya… İşte yazarın anlattıklarına, çocuklukta yaşadıklarına o derece kapıldım ki, işin içine istasyon girmese sanki yaşadığım şehir Tokat’ın şirin mi şirin Erbaa’sı kitapta önüme sunulmuş diyeceğim; fakat tren bizim buradan geçmiyor. Bizim ellerde otobüsler geçiyor Doğu’dan Batı’ya; Batı’dan Doğu’ya.

Ve okurun itirafıdır: Şu Sivas’ta bir istasyon olsaydım.

kaynak: dünya bizim

Yorum Bırakın

Yorum yapmak için giriş yapmanız gereklidir.