ayrılık resimleri
Tarih : Ağustos 22, 2010
Hüseyn KAYA
Bana sonra o uzak resimleri anlat
Turgut Uyar
İki ayrılık arasına sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan dolaşmaktır adına hayat dediğimiz şey. Ayrılıkla başladığımız hayata, ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir kaç yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim titretir ruhumuzu.
Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi yalnızlığına gömülü.
***
Beşiğin ardı gurbet
Kalbine tutunarak yaşayan herkes için, beşiğin ardıyla başlar gurbet ve ayrılık. Bu ilk ayrılıktan sonra gelen her yeni ayrılık yalnızca ilkinin acısının yani insanlığımızın, sürgünlüğümüzün tekrar yaşanmasıdır ve her ayrılığa tahammül gücü veren bir de umut vardır kalbin kenarına sessizce büzülmüş.
Kısa olsun, uzun olsun tüm ayrılıklar bir hasretin önsözüdür ve bekleyişlere atılan ilk adımdır çoğu zaman. Hayat, içinde yüzenlere sabrı ve beklemeyi öğreten bir ırmak gibidir akrep ve yelkovan derisinin içinde kıymık gibi dönse de insanın.
Ayrılıkları öğrene ezberleye geçer çocukluğumuz gençliğimiz. Öğrenemediğimiz ayrılıklardan ikmale kalır yeniden imtihan ediliriz vakti geldiğinde.
***
Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
Mevlana İdris
…devamını okumak için tıklayınız..
İlgili kategori : yeni eklenenler | Hadi yorumla!
hüznün uzak sokağı
Tarih : Ağustos 4, 2010
Hüseyn Kaya
Çıkamaz çocukluğundan dışarıKimse.Bundandır sevmemizKiraz ağaçlarını.Fazıl Hüsnü
Hepimizde aynı şeyleri çağrıştırır bir yaz akşamı ara sokaklarda tüm hücreleriyle kendilerini oyuna kaptırmış çocukların şen çığlıkları, bağırışları. Kaç yaşımızda olursak olalım böyle bir manzaranın büyüsü hepimizi aynı ülkenin, çocukluğumuzun ülkesinin kapılarına taşıyıverir birdenbire.Zaman geriye gider, mekân ve renkler değişir. Ya her oyunu kenardan seyreden fakat hiçbir oyuna dâhil olamayan, elbisesinin pis olmaması için toz toprak içindeki sokakta oturacak yer beğenemeyen boynu bükük, mahcup bir çocuksunuzdur ya da dizleri yırtık pantolonunuz, bilyelerle gazoz kapaklarıyla oynamaktan çatlamış ellerinizle, tüm cephanesi balonlaşmış ceplerinde saklı, mahalleyi fethe çıkmış asil bir hükümdar…Neredeyse hepimizin cezbesiyle kendimizden geçtiğimiz bir oyun ve kendimizden bir parça bildiğimiz ya senelerce sakladığımız yahut doyamadan kaybettiğimiz bir oyuncağımız olmuştur.Aslında ne oyundur bizleri kendisine davet eden, ne de oyuncaklardır bizi büyüleyen. Kocaman dünyanın ve kocaman insanların arasında unutmak isteriz yalnızlığımızı. Her şeyi unutmak ve kendimizden geçmek isteriz…Yeni her oyun ve her oyuncak bize dünyayı unutturmak için keşfedilmiştir biraz da. Dünya; hayat ağusunu ancak biz oyundayken doldurur bardağımıza.
***hiçbir şeye hazırlıklı değildikoyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildikTurgut UyarHayat ile hakikat arasında, arkasına masaldan dünyalar gizlediğimiz incecik perdelerdir aslında oyuncaklarımız. Bazen de bir ömür boyu hayatın korkunç çıplaklığına bakmamak için önümüze yığdığımız, hayalleriyle uykuya daldığımız yahut hiç yanımızdan ayıramadığımız bitmez tesellilerin kaynağıdır onlar.Hayatın ve dünyanın önsözü oyunlarda, oyuncaklarda gizlenmiştir de farkına yolun yarısından sonra varırız bu gerçeğin. Arzularımızın, insan yanımızın ilk uyanışı oyuncaklarla oyunlarla başlar. Sahip olmayı ya da olamamayı oyuncaklarla tadar; kaybetmeyi de unutmayı da onlarla tecrübe ederiz. Mağlubiyet korkusunu oyunlarda tadar mağlubiyeti oyunlarda yaşarız, öğreniriz önce. Kazansak da kaybettiğimiz, kazandıkça kaybettiğimiz hakikatini de oyun bitimlerindeki hüzünler işler küçücük kalplerimize.Sobeler ve sobeleniriz. Yâreni, dostu karşı safta görmenin kahrını oyunlarda yaşarız önce. Dostun da düşmanın da oyunlarıyla, oyunlarda yüz yüze gelmemiz bir rastlantı değildir elbette.Yıllar sonra yaşayacağımız hayal kırıklıklarına, uzun ayrılıklara alışmamız içindir ellerimizden düşüp de kırılması en sevdiğimiz oyuncağımızın.Kurulan her oyun keşfedilen bir dünya, yenibaştan kurulan bir ülkedir ki orada medeniyet oyuncaklarla inşa edilir. Yeni bir ülke uğruna, bazen büyük savaşlar yaşamışızdır büyüklerle, büyük fedakârlıklarda bulunmuş, büyük acılara katlanmışızdır körpe yüreklerimizle…Hayata geç kalmışlığımız eve geç kalma alışkanlığımız kararan havaya rağmen bırakıp da eve gidemediğimiz oyun günlerinden kalmadır biraz da…Büyüyen ellerimizde küçülen oyuncaklarımız, bin yıl yaşasak da dünya üzerinde, ömrümüzün bir kısacık gün olduğunun ilk habercileridir aslında ve bu yüzden eski oyuncaklarımızla baş başa kalmak hüzün verir bizlere…Çocuklar; anne, baba olmadan bilemezler onların da gözyaşlarının şahidi, en hisli vakitlerinin sırdaşı bir oyuncağın mutlaka olduğunu. Nihayet sona yaklaştığımızda anlarız, yeryüzünde, koca bir ömür içinde sahip olduğumuz ya da olduğumuzu sandığımız dünyaya ait tek varlığın oyuncaklarımız olduğunu ki onlar da bu dünyaya ait değillerdir aslında. Onları bambaşka bir dünyada önce tüm safiyetimizle var ederiz, hayallerimizle süsler sonra ruhumuzdan ruh üfler, nihayetinde varlığımızla bütünleştirir ve canımızdan can veririz onlara. Kırılan her oyuncak kırılmış bir çocuk kalbiyse, bu yüzdendir…İlkgençlik yıllarımızda dura dura hecelediğimiz hayat alfabesini oyunlar, oyuncaklar öğretir bize çocukluğumuzda.Sürgünlüğümüzün, dizkapaklarımızdaki dirseklerimizdeki yaraların tek ilacıdır bir oyuna dâhil olmak.Her oyun bir kapıdır ve oyuncaklar anahtarıdır o kapıların…
…devamını okumak için tıklayınız..
İlgili kategori : yeni eklenenler | Hadi yorumla!
berat demirci ile yeni kitabı ve eskimeyen kitapları üzerine sohbet
Tarih : Temmuz 18, 2010
konuşturan: hüseyn kayaaz edebiyat dergisi, 7. sayı, haziran 2010—Deneme türü bazı kaynaklarda yazarın kendi kendisiyle hasbıhali olarak tanımlanıyor, sizi sizinle hasbıhal ettiren sebepler nelerdir?Döne döne “Kendi efkârımla okuryazarım!” deyişime de uyuyor sizin aktardığınız tanım. Ancak “deneme” kelimesi deneme tarzının ağırlığını ifade edemediği için midir bilinmez, bu türe mensup sayılan çoğu yazı “devran havadisi” ile meşgul. Usul açısından, zaman boyutunda geçmiş-bugün-gelecek ve mekân boyutunda mahallî-millî-evrensel dairesini sağlam kurmaya çalışıyorum; doğru kendi kendime konuşuyorum, ayna olmaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Bazı edebiyat otoriteleri, yazdıklarım konusunda fena halde ahkâm kesiyor. “Şu yazı iyi olmuş da, bunu anlamadık!”, “Bu yazı zamanında yazılmalıydı!” gibi zamane tenkitleri yahut “Hangi türe sokacağız bu yazıyı?” sadedinde gerilenler… Hiçbir ard niyetleri yok biliyorum ama yorulduklarına değmez; çokça görünmek, edebiyat ortamlarınca bilinmek umurumda değil; özellikle namlı kalemşorların böyle zahmetlere girmeleri beni mahcup eder, zaten kimseye mukabelede bulunacak basın yayın çevrelerinde de değilim. Gelenekten inhirafım yok; birilerine kendimi anlatmak, kabul ettirmek derdine düşecek ne zamanım var, ne niyetim, ne de enerjim. Yazarken deneme türünde yazıyorum gayretiyle de yazmadım, deneme dediler, desinler; ama demeseler de olur. Bir türün alışılagelmiş sınırlarının içine sığmak zorunda olmadığımı düşünüyorum. Donanmaya yazılan yahut donanmaya yazılmak için artistik patinaj yapanlardan değilim; korsanım. Hadi bir de “Bize Hayreddinli derler!” mısraını da ilave edeyim de ben sizin bildiğiniz korsanlardan değilim demiş olayım; korsanlığıma azıcık şerh olsun. …devamını okumak için tıklayınız..
İlgili kategori : yeni eklenenler | Hadi yorumla!