<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Kaya</title>
	<link>http://www.huseynkaya.com</link>
	<description>Çekil gideyim hayat..</description>
	<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 20:34:01 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>raflarda tozlu yara</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/60-raflarda-tozlu-yara.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/60-raflarda-tozlu-yara.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 20:12:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/60-raflarda-tozlu-yara.html</guid>
		<description><![CDATA[Hüseyn KAYA
Kaderlerinin aynı olduğu söylense de hikâyeleri birbirine hiç benzemez aslında. Sarp kayalıkların ucunda, uzak dağların eteklerinde açan rengarenk çiçekler gibi hepsinin kokusu, şekli başka başkadır ve hepsinin ayrı bir hikayesi vardır kulak verip dinlediğinizde.
 Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif
               [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><strong>Hüseyn KAYA</strong></p>
<p>Kaderlerinin aynı olduğu söylense de hikâyeleri birbirine hiç benzemez aslında. Sarp kayalıkların ucunda, uzak dağların eteklerinde açan rengarenk çiçekler gibi hepsinin kokusu, şekli başka başkadır ve hepsinin ayrı bir hikayesi vardır kulak verip dinlediğinizde.</p>
<p><strong> Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif</strong></p>
<p><strong>                        (Muhibbî)</strong></p>
<p>Bazen her şey dost meclislerinde öylesine ağızdan çıkan “bir dergi yayımlayalım” sözleri ile başlar ki ciddi dost meclisleri  için, tehlikeli, hatta sihirli bir cümledir bu. Yapalım edelimle biten onlarca mevzu konuşulmuş olsa da bu tür sohbetlerde içinde “dergi” geçen bu cümle, en tehlikelisidir ve mutlaka birilerini ağına düşürür. Tıpkı âşığın, mâşukun her halini kendisine bir sebeb-i ümit sayması ve her sözün neticesini ona bağlaması gibi bundan sonra bütün meclislerde “dergi” kelimesinin büyüsüne kapılmış olan kişi, lafı döndürür dolaştırır ve yine ona getirir sonunda. Öyle ki, artık yalnızca “dergi” toplantıları yapılmaya başlanır bir zaman sonra. Yol açık ve ufuk aydınlıktır bu aşamada. Habire yeni ve parlak fikirler atılır ortaya; ama kimse “olmaz”, demez bu meclislerde. Kimse; benden hayır bekleme, demez. Konuşuldukça, sözler ve düşünceler ağır işleyen bir büyü, bir zehir gibi kalplere süzülmeye devam eder ve bu heyecan nihayetinde bazılarında tedavisi namümkün bir hastalığa dönüşür.</p>
<p>Oysa dışardan bakıldığında hiçbir mâkul izahı yoktur bir edebiyat dergisi yayımlamanın.  Hatta kimileri için çoğu zaman ve yel değirmenlerine savaş açmak kadar anlamsızdır ve deliliktir böyle bir işe kalkışmak. Bilmezler ki bu da bir masaldır ve hatırası, yarası bir ömür tozlu raflarda saklanır. <a href="http://www.huseynkaya.com/60-raflarda-tozlu-yara.html#more-60" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/60-raflarda-tozlu-yara.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;kar altında hüzün denemesi&#8221;</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/57-kar-altinda-huzun-denemesi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/57-kar-altinda-huzun-denemesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 18:03:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/57-kar-altinda-huzun-denemesi.html</guid>
		<description><![CDATA[ Hüseyn Kaya
Boşunadır ilkokul sınıflarımızın duvarlarını süsleyen mevsim şeritleri. Boşunadır her tahtaya kaldırıldığımızda dört mevsimi peş peşe ezberden sıralamamız, sırf bu yüzden aferinler almamız.
Ömrümüz boyunca dönüp dolaşıp heceleyerek okuduğumuz ve asla ezberleyemediğimiz dört kelimeden ibaret kısa bir cümledir aslında çocukluğumuzdan beri bize öğretilmeye çalışılan dört mevsim. Bu kısa cümlenin içinde yaşarız tekrar tekrar yalnızlıkları, hastalıkları, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><strong> Hüseyn Kaya</strong></p>
<p>Boşunadır ilkokul sınıflarımızın duvarlarını süsleyen mevsim şeritleri. Boşunadır her tahtaya kaldırıldığımızda dört mevsimi peş peşe ezberden sıralamamız, sırf bu yüzden aferinler almamız.</p>
<p>Ömrümüz boyunca dönüp dolaşıp heceleyerek okuduğumuz ve asla ezberleyemediğimiz dört kelimeden ibaret kısa bir cümledir aslında çocukluğumuzdan beri bize öğretilmeye çalışılan dört mevsim. Bu kısa cümlenin içinde yaşarız tekrar tekrar yalnızlıkları, hastalıkları, ayrılıkları, kavuşmaları… Kimimiz baharlar yeşertir içinde yıllar yılı, kimimiz bir ömür sonbahar rüzgârlarında selvi yaprağı. Kimimizin tebessümünde yaz aydınlığı, kimimizin daima karlıdır gönül dağları. Hâsılı okusak da hecelesek de mevsimler, içimizde bıraktıklarıyla bulur manasını.</p>
<p>***</p>
<p><em>Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş</em></p>
<p>Denizler, dağlar, çiçekler, kuşlar gibi mevsimlerin de bir dili vardır hayat telaşından uzaklaşıp, sustuğumuzda ruhumuza fısıldayan. Baharın dili çiçektir, sonbaharınki yaprak. Yaz; aydınlık şarkılar söyler kendisini dinleyene ve kış; kar diliyle söyleşir ona gönül kapılarını açanlarla.</p>
<p>Eğer yılın altı ayının kıştan sayıldığı bir coğrafyada yaşıyorsanız en iyi kışın dilini bilir, onunla söyleşir, onu dinler, ondan kendinizde bir şeyler bulursunuz. Kendinizi onda bulursunuz. Ruhunuzdaki aydınlık onun beyazlığından, ağır usul yürüyüşünüz onun ağır gelişinden ve gidişinden sinmiştir benliğinize. <a href="http://www.huseynkaya.com/57-kar-altinda-huzun-denemesi.html#more-57" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/57-kar-altinda-huzun-denemesi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;ömür dediğin&#8221;</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/56-omur-dedigin.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/56-omur-dedigin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 17:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/56-omur-dedigin.html</guid>
		<description><![CDATA[ Hüseyn KAYA
Bir öğle vakti, üzerimizde ince elbiselerle geziniyorken dışarıda, birden bire yaz yağmuruna tutulmak ve bir yandan ıslanırken bir yandan evimizde açık bıraktığımız pencereleri hatırlamak gibidir yirmili yaşları geride bırakmak. Şaşırır kalırız, başımızda bir ikindi uykusu mahmurluğu. Yağmurun, şiirlerin, şarkıların ve hayallerin bittiği yerden adım atarız otuzlu yaşlara.
***
hüseynim geçiyor gençlik çağları
Eğer sık sık zamanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"> <strong>Hüseyn KAYA</strong></p>
<p>Bir öğle vakti, üzerimizde ince elbiselerle geziniyorken dışarıda, birden bire yaz yağmuruna tutulmak ve bir yandan ıslanırken bir yandan evimizde açık bıraktığımız pencereleri hatırlamak gibidir yirmili yaşları geride bırakmak. Şaşırır kalırız, başımızda bir ikindi uykusu mahmurluğu. Yağmurun, şiirlerin, şarkıların ve hayallerin bittiği yerden adım atarız otuzlu yaşlara.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center"><em>hüseynim geçiyor gençlik çağları</em></p>
<p>Eğer sık sık zamanın ne de çabuk geçtiğini düşünüyor ve günlerin, hatta haftaların gerisinde kaldığınız oluyorsa, etrafınıza baktığınızda kendinizi arada bir de olsa yanlış istasyonda inmiş gibi hissediyorsanız ve çocukluğunuz siyah bir okul önlüğüyle ya da siyah beyaz fotoğraflardan çıkmış bir hayal ile görünüp kayboluyorsa gayri ihtiyari bakışlarınızın daldığı boşlukta, muhtemelen otuzlu yaşların ortasındasınızdır ki otuzlu yaşların ortasında olmak, ömrün ortalarında bir yerlerde olmak demektir biraz da. Ömrün ortasında olmaksa kapıların önünde kalakalmaktır ve siz onlardan uzaklaştıkça küçüleceği yerde daha da büyümesidir kalbinizde, çocukluğunuzun gençliğinizin. Hatıralar sizi habire geriye, önceden geçtiğiniz odalara sürüklerken, önünüzdeki meçhulü düşünmek yorar ruhunuzu. Yolunu unutan göçmen kuşlar gibi şaşırır kalırsınız boşlukta bir süre.</p>
<p>Eski yıllara ait sayfaları yırtılmamış takvimler birikir çekmecelerinizde. Bayramlar hep üç beş hafta ara ile birbirini kovalar. Sanki bir kasıt vardır ramazanların, bayramların çocukluğunuzda yaşadığınız mevsimlere denk gelmesinde. Mülayim bayram çocuklarına elinizi öptürmeye alışamazsınız bir zaman, haşarı bir çocuktur inmez yakanızdan çocukluğunuz.</p>
<p>Artık büyüklerin dizinin dibinde olanca ciddiyetle ve merakla onları dinleyen uslu çocuk ya da uysal genç değilsinizdir. Uğradığınız her mecliste biraz daha ortalarda yer açarlar oturmanız için. Her muhabbette sık sık bizim zamanımızda diye başlayan cümleler kurmaya başlamışısınızdır da farkına varmazsınız çoğu zaman.</p>
<p>Baktığınız her yerde renkler alabildiğine koyulaşır usul usul, sonra ayırt edilemeyecek kadar karışır birbirine ve yalnız kış mevsiminde değil her mevsim günler kısadır artık, akşamlar serin…</p>
<p>Hayatta nelerin sahibi olmuşsanız olun ailesine kötü karne götüren çocuklar gibi mahzunsunuzdur akşam vakitlerinde evinize doğru yürürken. Çocukluğunuz; gençliğinize sitem eder, gençliğiniz; ihtimallerle ve keşkelerle hırpalar kalbinizi. Bir çocuk, amca diye bağırır ardınızdan ayağınıza doğru yuvarlanan lastik topu işaret ederek, duyar; ama görmezsiniz. <a href="http://www.huseynkaya.com/56-omur-dedigin.html#more-56" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/56-omur-dedigin.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>küstüm çiçeği</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/55-kustum-cicegi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/55-kustum-cicegi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 17:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/55-kustum-cicegi.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyn kaya
ne çabuk unutuyor başından geçenleri
boşuna yoruluyor yine akrep duvarda
boşuna dökülüyor yapraklar takvimlerden
hangi sabah uyansam dün duruyor dışarda
avucuma çizilmiş bir küstüm çiçeğiydin
âhıma tutunarak yaşadım ömrüm seni
ne hazan ne nevbahar ne de içli şarkılar
yalnız kendinin sesi titretiyor kalbimi
    kasım, 2009
az edebiyat dergisi sayı: 5
             [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><strong>hüseyn kaya</strong></p>
<p>ne çabuk unutuyor başından geçenleri<br />
boşuna yoruluyor yine akrep duvarda<br />
boşuna dökülüyor yapraklar takvimlerden<br />
hangi sabah uyansam dün duruyor dışarda</p>
<p>avucuma çizilmiş bir küstüm çiçeğiydin<br />
âhıma tutunarak yaşadım ömrüm seni<br />
ne hazan ne nevbahar ne de içli şarkılar<br />
yalnız kendinin sesi titretiyor kalbimi</p>
<p align="right">    kasım, 2009<br />
az edebiyat dergisi sayı: 5</p>
<p align="center"><strong>                              </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/55-kustum-cicegi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çiçekten kapıları ömrümün</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/54-cicekten-kapilari-omrumun.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/54-cicekten-kapilari-omrumun.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 18:36:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/54-cicekten-kapilari-omrumun.html</guid>
		<description><![CDATA[  Hüseyn KAYA
 
Çalışkan sınıflar nasıl beklerse öğretmenlerini kapılar arkasında sessiz ve mahcup; öyle beklerler sahiplerini.
Kimi incecik zayıf bedenli, kimi alabildiğine iri cüsseli… Kiminin yüzünde çizgiler, solmuş renkleri, kimi olabildiğince gösterişli. Bir kısmı farkında ömrünün baharında olduğunun, öylesine sevinçli; fakat bazılarının size uzanırken titrer ihtiyar elleri.
Hepsinin de içlerinde aynı nur, bakışlarında aynı iki kelime; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"> <strong> Hüseyn KAYA</strong></p>
<p><strong> </strong><br />
Çalışkan sınıflar nasıl beklerse öğretmenlerini kapılar arkasında sessiz ve mahcup; öyle beklerler sahiplerini.</p>
<p>Kimi incecik zayıf bedenli, kimi alabildiğine iri cüsseli… Kiminin yüzünde çizgiler, solmuş renkleri, kimi olabildiğince gösterişli. Bir kısmı farkında ömrünün baharında olduğunun, öylesine sevinçli; fakat bazılarının size uzanırken titrer ihtiyar elleri.</p>
<p>Hepsinin de içlerinde aynı nur, bakışlarında aynı iki kelime; oku beni…</p>
<p>***</p>
<p>Eğer okuyan biriyseniz, evinizde en çok huzur bulduğunuz köşe hiç şüphesiz kitaplarınızın bulunduğu odadadır. Kitaplığınıza yaklaştıkça kokusunu duydukça kitapların sizi onlardan yana çeken bir büyünün tesirine girer gibi olduğunuzu hissedersiniz. Bazen yeşillikler arasında bir ırmak kıyısı, bazen kimsenin size ulaşamayacağı ışıltılı, ıssız bir ada gibidir kitaplığınızın önü, orda hülyalara dalar, huzuru teneffüs eder, dünyayı ve hayatı geride bırakırsınız. Kötü rüyalarınızı anlatacağınız pınar başı orasıdır, Hıra orası.</p>
<p>Nedeni ve niçini olmaz kitaplığınızın önünde geçen dakikaların. Öylesine açtığınız bir kapının ardında önce; bir vakit arayıp da bulamadığınız bir kitaba rastlarsınız raflardan birinde, kitabı diğer kitapların arasından çıkarır, birkaç sayfasını çevirdikten sonra kolayca bulabileceğiniz bir yere, yine raf üzerine ancak kitapların arasına değil de önüne koyarsınız. Tam da kitapların önünde ne aradığınızı düşünmek ve kitaplığınızın önünden ayrılmak üzereyken, o büyü tekrar etkisini gösterir ve bu defa birkaç kitabın bulunması gerektiği yerde olmadığını fark edersiniz. İhtimal, önceleri yayınevi adına göre yerleştirdiğiniz ancak sonradan yazar adına göre tekrar düzenlemek zorunda kaldığınız kitaplardan bazılarıdır bunlar. Ardından yakın zaman önce aldığınız kitaplara yer aramaya başlarsınız. O kitap, bu kitap derken kaybedersiniz kendinizi kitaplığınızın önünde. Tam da ayrılmak, bu büyüyü üzerinizden atmak üzereyken bir başka kitap çıkıverir önünüze; ya ilk gençlik yıllarında altını çize çize okuduğunuz bir kitaptır bu ya da başka bir şehirde, tesadüfler neticesi ve cebinizdeki paranın çoğunu vererek almak zorunda kaldığınız bir kitap&#8230;  Böylesi anlarda her kitabın göğsünde bir kalp taşıdığını duyar gibi olursunuz. <a href="http://www.huseynkaya.com/54-cicekten-kapilari-omrumun.html#more-54" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/54-cicekten-kapilari-omrumun.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;evlerin dışı pencere, duvar&#8221;</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/53-evlerin-disi-pencere-duvar.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/53-evlerin-disi-pencere-duvar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2009 18:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/53-evlerin-disi-pencere-duvar.html</guid>
		<description><![CDATA[                                                        [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">  <strong>                                                                                                     Hüseyn KAYA</strong></p>
<p>Ne zaman işe, okula gitmek için ayrılsanız ondan, siz uzakta sokak aralarında kayboluncaya kadar binbir endişe ile ardınızdan size bakar farkında olmasanız da. Gün boyu gözleri yolda dönüşünüzü bekler, bilmezsiniz. Soğuk kış günlerinde anne şefkatiyle, baba merhametiyle etrafınızı kuşatır, ısıtır sizi. Kalbinde bir oda da sizin için ayırmıştır, paylaşmak için yalnızlığınızı. Hiçbir dosta anlatamadığınız kederleri dertleri sizinle birlikte o da içine atar, sağırlığı dilsizliği en çok bu yüzdendir.  Zaman geçtikçe, yaşınız ilerledikçe ona nasıl alıştığınızı, bağlandığınızı fark edersiniz.  Zordur onca alışkanlığı unutarak ondan ayrı düşmek, ayrı yaşamak. Bazen gurbet; her şeyden olduğu gibi biraz da ondan ayrı kalmak, onu özlemektir. Başkaları için bir şeyler ifade etmese de sizin için annenizin sıcaklığına, babanızın merhametine kardeşlerinizin mutluluğuna ve sizin çocukluğunuza dair siyah beyaz hatıralarla dolu bir fotoğraf albümünün kapağını aralamak gibidir onun kapısını aralamak ya da kapayarak ondan ayrılmak.</p>
<p>En az evsiz insanlar kadar, insansız evler de mutsuzdur.</p>
<p>***</p>
<p>Evler de tıpkı içinde yaşayan insanlar gibi konuşur, gülümser, kederlenirler. Onların da hastası, düşkünü, yetimi, yardım bekleyeni, mütevazı olanı, kibirle kasılanı vardır. Kendi aralarında bazen bir zalim eline düşmüş olmaktan, bazen kendisini inşa eden ustanın beceriksizliğinden, bazen içinde yaşanan huzurdan mutluluktan bahseder dururlar ve onlar da hatıralar biriktirirler yaşadıkça dünya üzerinde. Eski sahiplerinin nasıl onları uzaktan görünce yüreği burkulur, gözleri dolarsa onlar da aynı hüznü hisseder eski sahiplerini görünce, onların dahi gözleri dolar. Yalnızca kendi aralarında değildir elbet konuştukları; halden anlayan, dillerini bilen insanoğluna da aynen kapılarını açtıkları gibi söz kapılarını açarlar ve mahallenin, şehrin, geçmişin unutulan, üzeri örtülen hikâyelerini fısıldarlar kendilerini dinleyenlere. <a href="http://www.huseynkaya.com/53-evlerin-disi-pencere-duvar.html#more-53" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/53-evlerin-disi-pencere-duvar.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>kalbimin eşiğinde gül yaprakları</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/52-kalbimin-esiginde-gul-yapraklari.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/52-kalbimin-esiginde-gul-yapraklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 14:55:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/52-kalbimin-esiginde-gul-yapraklari.html</guid>
		<description><![CDATA[                                                        [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"> <strong>                                                                                                                            Hüseyn KAYA</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"> <em>Günümüz gün gibi türlü zeval ile geçer</em></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><em>Kadrimiz bilmediler nite ki mah-ı Ramazan</em></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><em>Yahya Bey</em></p>
<p>Biraz övünerek ve biraz da zamaneyi küçümseyerek sarf edilen; bu zamanda oruç tutmakta ne var, cümlesi, bilhassa gündüzlerin kısa olduğu kış aylarına denk gelen ramazanlar boyunca, büyüklerimiz tarafından adeta kafamıza vururcasına her iftarda,  her sahurda tekrar edildi durdu yakın zamana kadar. Bizim nesli ne oruç ne de dünya telaşı yalnızca bu cümle bitap düşürdü yıllar yılı. Öyle ki dört gözle beklediğimiz ramazan bayramları, bizi ruhumuzda derin yaralar açan bu cümleden kurtardığı için daha da anlam kazandı.</p>
<p>Yaşlılarımız; hani ellerinde olsa yaz tatilinin o en kavurucu, uzun günlerini ramazan ayı ilan edecek ve oruçlu biçare hallerimizden kendilerine ramazan eğlencesi çıkaracak gibiydiler. Sanki böyle kısa günlerde oruç tutmayı, araya torpil koyarak biz istemiştik. Oruç günleri, kış mevsiminin kısa gündüzlerine denk geldiyse suç bizim değildi elbet ve elbet onların ömürlerinde bir yerlerde de ramazan, en az iki kez kış mevsimine denk gelmişti. Ancak mesele ramazanın bizim nesle yaptığı düşünülen bu iltimas değil de ömrün gittikçe gerisinde kalan uzaklaşan ramazanlarını bir vesile ile yad etmekti onlar için galiba. Mevzuya girişin en kestirme yolu da  eski ramazanlar klasiğinden geçiyordu her seferinde. Öyle ki mevzu ramazan olunca hayatın gerisi teferruata dönüşüyor, asker yolcu edilen zamanlarda dinleye dinleye ezberlediğimiz askerlik hatıraları bile ehemmiyetini yitiriyordu.</p>
<p>Pek kıymetli sevabı sebebiyle herkese nasip olmayacağı düşünülen o çetin ramazan günlerini, şanlı bir direnişi, destanı her seferinde yeni baştan yazarcasına yıllar yılı coşkuyla, övgüyle anlatmak tabii ki onların hakkıydı. <a href="http://www.huseynkaya.com/52-kalbimin-esiginde-gul-yapraklari.html#more-52" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/52-kalbimin-esiginde-gul-yapraklari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>vakt-i kerahat</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/51-vakt-i-kerahat.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/51-vakt-i-kerahat.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 19:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/51-vakt-i-kerahat.html</guid>
		<description><![CDATA[ hüseyn kaya
benim yerimde olsan her gün yağmur isterdin
aynalarda kör düğüm olurdu bakışların
isli bir lamba camı ufanırdı üstüne
kerpiçten odalarda ekşiyen yıllarının
kerpiçten avlularda kirkit sesinden ninni
çözülmeyi bekleyen bir ip ağacı olsun
olsun olsun isterdin bir annen ak tülbentli
bir güz akşamı gibi düşerken ümitlerin
olsun ve öpsün her gün acıyan yerlerini
bir de çığlık çığılığa ağlardı kırlangıçlar
kanlı kanatlarıyla çarpa çarpa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"> <strong>hüseyn kaya</strong></p>
<p>benim yerimde olsan her gün yağmur isterdin</p>
<p>aynalarda kör düğüm olurdu bakışların</p>
<p>isli bir lamba camı ufanırdı üstüne</p>
<p>kerpiçten odalarda ekşiyen yıllarının</p>
<p>kerpiçten avlularda kirkit sesinden ninni</p>
<p>çözülmeyi bekleyen bir ip ağacı olsun</p>
<p>olsun olsun isterdin bir annen ak tülbentli</p>
<p>bir güz akşamı gibi düşerken ümitlerin</p>
<p>olsun ve öpsün her gün acıyan yerlerini</p>
<p>bir de çığlık çığılığa ağlardı kırlangıçlar</p>
<p>kanlı kanatlarıyla çarpa çarpa kalbine</p>
<p>hepsi hepsi bu işte geri kalan sevdadan</p>
<p>ahir zaman içinde evvel zaman içinde</p>
<p align="center">                                  <strong>dize dergisi</strong></p>
<p align="center"> <strong>2007</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/51-vakt-i-kerahat.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>elimdeki dünya kolumdaki mutsuzluk</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/50-elimdeki-dunya-kolumdaki-mutsuzluk.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/50-elimdeki-dunya-kolumdaki-mutsuzluk.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 18:55:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/50-elimdeki-dunya-kolumdaki-mutsuzluk.html</guid>
		<description><![CDATA[ Hüseyn KAYA
&#160;
                                                     [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"> <em><strong>Hüseyn KAYA</strong></em></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><em><strong>                                                           “Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner”</strong></em></p>
<p align="right"><em><strong>Ahmet Hamdi Tanpınar</strong></em></p>
<p><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 11" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 11" /></p>
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5Chuseyn%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C03%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:WordDocument>   <w:View>Normal</w:View>   <w:Zoom>0</w:Zoom>   <w:PunctuationKerning/>   <w:ValidateAgainstSchemas/>   <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid>   <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent>   <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText>   <w:Compatibility>    <w:BreakWrappedTables/>    <w:SnapToGridInCell/>    <w:WrapTextWithPunct/>    <w:UseAsianBreakRules/>    <w:DontGrowAutofit/>   </w:Compatibility>   <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel>  </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156">  </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><br />
<style><!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:TR; 	mso-fareast-language:TR;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --> </style>
<p><!--[if gte mso 10]></p>
<style>  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} </style>
<p> <![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <o:shapedefaults v:ext="edit" spidmax="1026"/> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <o:shapelayout v:ext="edit">   <o:idmap v:ext="edit" data="1"/>  </o:shapelayout></xml><![endif]--></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Onu kolunuza takıp da ilk ne zaman yürüdünüz yollarda?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">İlk ne zaman elini tuttunuz? <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Ya her şeyinizi ona emanet edip, sonra da onsuz yapamayacağınızı ne zaman fark ettiniz?<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; text-indent: 35.4pt" align="center"><span style="color: black" lang="TR">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">İlkokul birinci sınıfa başlamıştım ve muhtemelen eylül ayıydı ilk kez bir çanta elime tutuşturulduğunda. İlk seferinde içinde ne olduğunu dahi bilmeden sıkı sıkıya kulpuna yapışarak sahiplendiğim çantamı tam üç yıl taşıdım evden okula, okuldan eve ve o çantanın ağırlığını değilse de resmini taşımaktayım halen hayal defterimde. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Sınıfıma, yaşıma göre oldukça büyük olan turuncu ve koyu kırmızı renklerden oluşan iki kilitli çantamın, <em>üç beş yıl kullanır</em> düşüncesiyle öyle boyumdan büyük alınmış olabileceğini düşündüğümde, çocukluk günlerim çoktan geride kalmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Otomatik kurşun kalemlerin en azından bizim memlekette henüz bilinmediği, silgi yerine zaman zaman ilaç şişelerinin lastik kapaklarının kullanılmaya yeltenildiği, bu gün çoğu zamane çocuklarına gençlerine mizah malzemesi olarak anlatılabilecek o değişik ve siyah beyaz dünyada ne büyük bir şanstı öyle renkli bir çantaya sahip olmak. Şanslı olduğumu ve çantanın ben yaşlardaki bir çocuk için ne derece önemli olduğunu biliyordum <em>Her şey</em>den <em>bir netice</em>ye varmak niyetindeki <em>vakti bol </em>büyüklerin işi gücü bilhassa okul zamanı çocukların geleceğine dair kehanetlerde bulunmaktı ve çocuğun kalem hatta çanta tutuşundan dahi geleceğin karanlık sislerini aralayıp o çocuğun istikbali hakkında fikir yürütebiliyorlardı. Çantayı ters tutan bir çocuk kesinlikle tembeldi ve okumakta gözü yoktu. Her şeyinin çanta olduğunun farkında olan ve gerektiğinde iki eliyle onu tutan çantasının altını suya çamura değdirmeyen, çanta taşımayı ahenkli bir oyuna dönüştürmeyi başarabilen çocuklar ise gelecek vaat eden çocuklardı. Mahsus mu yaparlardı bilinmez ama sırada duruşları, merdiven çıkışları, uzaktan onları görenlere mutlaka hep iyi şeyler söyletirdi. Onlar adam olurlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Naylon poşetlerin henüz piyasaya çıktığı ve yırtılıncaya kadar kullanıldığı o demlerde, okula çanta yaptıkları poşetlerle gelen akranlarımız ise bu sınıflandırmadan muaf tutuldukları için en rahat çanta taşıyanlarımızdı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Hele bir de kış aylarında, buz tutmuş yokuş aşağı bir yol görünce dayanamayıp çantasıyla kaymaya yeltenen tipler vardı ki büyükler nazarında bu çocuklar hepten kaybedilmiş sayılır öğrenciden bile sayılmazlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Çocukluğunu benimle aynı zamanlarda yaşayan tüm akranlarım gibi mavi kaplı defterler ve kırmızı kaplı kitaplarla o çantaya kocaman bir dünya, hayat sığdırdım. Kaynamış yumurta, simit, peynir, zeytin ve somun kokuları ağırlığını en az hissettiğim yüklerimdi. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Dışı birbirine benzemese de çantalarımızın içinde hep aynı şeyleri taşıdık senelerce; boyanmış fasulyeler, ucuzundan bir sulu boya, kullanılmaktan kısalmış farklı boylarda kalemlerden oluşan bir kuru boya takımı, gerektiğinde dayak yemek için öğretmene uzatılan tahta cetvel, abaküs, renkli olmasa da resimli masal kitapları, Baki Kurtuluş’un ansiklopedileri, ilk sayfaları kaybolmuş sözlükler, yorgan iğnesiyle sayfaları dikilmiş atlaslar… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Sahip olamadığımız zaman zaman sırf bu yüzden kendimizi mahcup hissettiğimiz onca şeye rağmen zamane çocuklarından şanslıydık çünkü henüz beslenme çantası icat edilmemişti ve sırf sıra arkadaşımızın elinden tutmak için bir elimiz boşta kalıyordu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center; text-indent: 35.4pt" align="center"><span style="color: black" lang="TR">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Elbette, yalnız ben değildim çanta taşıyan. Öğrencilerden başka sünnetçilerin, doktorların, demiryolcuların,<span>  </span>müfettişlerin ve bir de işini fazla önemsediği her halinden belli bazı öğretmenlerin her daim yanlarında taşıdıkları çantalar vardı ki hepsini de çantalarından tanımak ayırt etmek mümkündü. Çoğunlukla çocukları korkutmak için alaycı bir ima ile her ortamda gösterilen sünnetçi çantaları, dik olarak üst tarafından açılabilen, alta doğru genişleyen tuhaf bir görünümde idi . Demiryolcularınki ise içinde sefertası, gazocağı, fener gibi malzemelerin de sığabileceği bavula yakın bakımsız çantalardı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Meslek gereği taşınanlar dışındaki çantaların neredeyse tamamı ne iş yaptığı belli olmayan <em>şüpheli şahıs</em>lar tarafından taşınırdı ve uzaktan göz ucuyla bu kişilerin gelip geçtiği saatlere dikkat eden, kaybolduğu sokakları izleyen birileri mutlaka olurdu.<span>  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">İlkokulu iki çanta eskisiyle geride bırakarak ortaokula başladığımda artık yepyeni çantalar çıkmıştı piyasaya. Öğrenciliğim boyunca heveslendiğim ama asla sahip olamadığım <em>Bond tipi</em> olarak adlandırılan <em>şifreli çanta</em>lara hep iç çekerek baktım. Bilhassa hali vakti yerinde ailelerin biraz konu komşuya varlıklarını ima biraz da okula pek hevesi olmayan çocuklarını öğrenciliğe ısındırma niyetiyle aldıklarını düşündüğüm bu çantaları karşı kaldırımdan bile görür, taşıyan çocukların yüzlerindeki basit tebessümlerin aksine çantaların mutsuzluğunu her halükarda hissederdim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Liseye başladığımda, üzerinde isimlerini dahi telaffuz edemediğimiz bir yığın popçunun film oyuncusunun resimleri bulunan renkli klasörler, çantaların tahtını çoktan sallamaya başlamıştı. Yağmurda ve karda içindekileri korumakta yetersiz kaldığı gibi soğuk havalarda taşıması da ayrı bir eziyete dönüşen klasörleri, üzerlerindeki resimlerin de sorgusuz sualsiz her eve her okula rahatça girmesine vesile olduğu için sevemedim. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">O zamanlar ancak matbaalarda yaptırılan, içine her ders için farklı bir defter formasının yerleştirildiği kalın mukavva kapaklı büyük defterler ise ne çantaya ne de klasöre ihtiyaç hissettiriyordu. Yalnız benim değil bir neslin elinden alınan çantanın yerine ilginç klasörler, ciltsiz kitaplar ve yalnız yarısı doldurulabilen kalın defterler tutuşturuldu. Gerçi ilkokul öğrencilerinin sırtlarında ellerinde değişik, rengarenk ve bazıları tekerlekli çantalar, beslenme çantaları, resim çantaları, proje çantaları yine var<span>  </span>fakat galiba bizim taşıdığımız dünya yok o çantaların içinde. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Yıllar sonra fark ettim ki değişik maksatlarla kullanılıyor olsalar da, çantalar; içlerindeki dünyalarla birlikte yalnız bizim değil annelerimizin, babalarımızın ellerinden de sıyrılmış ve bir yerlere kaldırılmış, bir yerlerde kaybolmuştu. Kulpları defalarca onarılan ve biraz pijama desenini andıran pazar çantaları; içine bırakılan veresiye defteriyle birlikte yollarda çocukların zaman zaman sürüyerek yürüdükleri,dibi ekmek kırıntıları ve kepekle dolu ekmek çantaları; yolculuğa çıkan konu komşuya akrabaya<span>  </span>emanet edilen seyahat çantaları tüm renkleriyle birlikte dünyamızdan ayrılmıştı. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Eşya; medeniyettir ve eşyanın, kendisini kullanan hakkında çok sözü vardır zamana söyleyecek.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><span style="color: black" lang="TR">***<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: black" lang="TR"><span>            </span>Son zamanlarda yeniden ve çok sık görmeye başladım onu. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Başka başka kişilerin kollarında, ellerinde dolaşırken, bambaşka bir eda sezdim halinde. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Adeta <em>çantasız kimse kalmasın</em> düşüncesiyle piyasaya sürülmüş, her ihtiyaca yönelik ve türlü boyda üretilmiş çantaları masum ve iyi niyetli görmediğimden hep uzak durmaya çalışsam da kendimi onların cazibesinden kurtaramadım. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Herkes gibi gitgide kalabalıklaşan ceplerimi rahatlatmak ve <em>lazım olanı aradığım vakit bulabilmek</em> hevesiyle aldığım, her ortamda taşımaya müsait bir çantayla çıkıyorum dışarıya artık. Zira aklım dahil, her şeyim ona emanet.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Küçük olmasına rağmen çantamın gitgide ağırlaştığının, yükümü hafifletirken kalbimi ağırlaştırdığının farkındayım. Bu halimle her geçen gün yavrusunu cebinde taşıyan kanguruya ya da evini sırtında taşıyan kaplumbağaya ne çok benzediğimin de… <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Telefon, kalem, çakı, mendil, bozuk para, çakmak, kimlik, kitap, defter… Ağırlık yapacak ne varsa bu dünyada her şeyi taşıyorum çantamda. Yalnız huzura yer kalmıyor gözlerinde, bir de umuda. Bu eksiklikler yüzden olsa gerek çoğu zaman kendimi sokaklarda tembel öğrenciler gibi çantamı ters taşırken yakalıyorum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt"><span style="color: black" lang="TR">Bazı yerlerde unuttuğum da oluyor onu, hatırlayıp almak için döndüğümde yüzünde hep o alaycı eda…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="color: black" lang="TR"><o:p> </o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/50-elimdeki-dunya-kolumdaki-mutsuzluk.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>kurtarma yazılısı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/46-kurtarma-yazilisi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/46-kurtarma-yazilisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2009 13:55:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[az edebiyat]]></category>

		<category><![CDATA[hüseyin kaya]]></category>

		<category><![CDATA[kurtarma yazılısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/46-kurtarma-yazilisi.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyn kaya
bir şans daha deseydim verirdin biliyorum
sarmaşık ve fesleğen bahçeme pencereme
verirdin baharımda açan ilk çiçeğimin
yaprağının rengini ağaran gözlerime
verdiğin kitaplardan sevdalar seçtim bana
öyle istemediydin yine de öyle yaptım
sayfaları kalbime çizilen defterimin
kara düş yaprakları kuruttum arasında
yağmura tutulmasam geçerdim biliyorum
yedi deniz üç ırmak ve senin kalbinden de
ben kaldım zaman geçti düştüm senin gözünden
aşkla düşen gözyaşı ağlamaz düştüğünde
haziran 2009
az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><strong>hüseyn kaya</strong></p>
<p>bir şans daha deseydim verirdin biliyorum<br />
sarmaşık ve fesleğen bahçeme pencereme<br />
verirdin baharımda açan ilk çiçeğimin<br />
yaprağının rengini ağaran gözlerime</p>
<p>verdiğin kitaplardan sevdalar seçtim bana<br />
öyle istemediydin yine de öyle yaptım<br />
sayfaları kalbime çizilen defterimin<br />
kara düş yaprakları kuruttum arasında</p>
<p>yağmura tutulmasam geçerdim biliyorum<br />
yedi deniz üç ırmak ve senin kalbinden de<br />
ben kaldım zaman geçti düştüm senin gözünden<br />
aşkla düşen gözyaşı ağlamaz düştüğünde</p>
<p align="right"><strong>haziran 2009</strong></p>
<p align="right"><strong>az edebiyat dergisi</strong></p>
<p align="right"><strong>sayı:4, yaz 2009</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/46-kurtarma-yazilisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
