<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin KAYA</title>
	<link>http://www.huseynkaya.com</link>
	<description>çekil gideyim hayat</description>
	<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 11:32:32 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>ya &#8220;eskici&#8221; yazılmasaydı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/ya-eskici-yazilmasaydi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/ya-eskici-yazilmasaydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2008 14:03:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[ya "eskici" yazılmasaydı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/ya-eskici-yazilmasaydi.html</guid>
		<description><![CDATA[ 
ya &#8220;eskici&#8221; yazılmasaydı
hüseyn kaya
Şehrin çarşısını tek başıma ilk kez dolaşabilme rdüşdüne erişdiğimde neredeyse lise çağıma gelmiştim. O vakte kadar okul dışında yolunu bildiğim, benim yaşımda çocukları olan birkaç akraba evinden başka bir mekân ya da muhit yoktu. Zevk alarak ve usanıncaya kadar oynadığım bir oyun ve oyun arkadaşım da olmadı. Renkleninceye kadar televizyonun bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <strong><br />
ya &#8220;eskici&#8221; yazılmasaydı</strong></p>
<p><strong>hüseyn kaya</strong></p>
<p>Şehrin çarşısını tek başıma ilk kez dolaşabilme rdüşdüne erişdiğimde neredeyse lise çağıma gelmiştim. O vakte kadar okul dışında yolunu bildiğim, benim yaşımda çocukları olan birkaç akraba evinden başka bir mekân ya da muhit yoktu. Zevk alarak ve usanıncaya kadar oynadığım bir oyun ve oyun arkadaşım da olmadı. Renkleninceye kadar televizyonun bir türlü ulaşamadığı daracık evimizde beni yalnızlığımdan uzaklaştıran, farklı âlemleri dolaştırmaya yeten tek şey “yazarı tutmadığı” için ablalarımın veya akraba çocuklarının elinde yakılmaktan son anda kurtardığım Türkçe ders kitapları oldu. Okumak adına kötü bir başlangıç yaptığımı o zaman değilse bile, şimdi farkediyorum. O zamanlar -şimdilerde olduğu gibi- her sınıfta bir sınıf kitaplığı vardı, ancak bu kitapların çoğu, her sınıfta, hilafsız aynı manzarayı sergiliyordu: Kapağı eğreti naylon ciltlerle hatta gazete kağıtlarıyla kaplanmış, kimisi çiğ iplik denilen kaba yorgan ipleriyle sırtından çok ortasına yakın yerlerden hoyratça dikilmiş yorgun kitaplar. Bunlar bir yana, beni bu cins kitaplardan uzak tutan asıl nedenlerden belki de en mühimi, sanki kanunmuş gibi her sene hep şımarık ve ukala kızların kitaplık koluna özellikle seçiliyor olmasıydı.</p>
<p>Bana ya trafik düşüyordu ya Kızılay kolu.</p>
<p>İşte tüm bu bahanelerle pek de uzun sürmeyen çocukluğum boyunca yalnızca elime geçirdiğim Türkçe ders kitaplarında hikâyeler, şiirler aradım kendime. Dede Korkut hikâyelerini, Oğuz Kağan ve Ergenekon destanlarını özetlerle de olsa önce bu kitaplarından okudum. Metinlerin hemen üzerinde ya da yanında ustaca çizilmiş resimler, adeta farklı bir âleme dalmam için açılmış daracık kapılar gibiydi.</p>
<p>Dalar giderdim.</p>
<p><strong>Küçük Hikâyelerle Büyüyen Kalbim</strong></p>
<p>Küçücük kalbimin ritmini değiştiren, genzimde karıncalanmalar uyandıran, o zamanlar heveslendiğim işin ciddi bir meziyet olduğunu fark ettiren ilk hikâyelerdendir Refik Halid’in Eskici’si. Küçük Hasan’ın hikâyesini dönüp dolaşıp, misafir odasının kuytuluğuna çekilip kaç kere okuduğumu hatırlayamıyorum. Galiba Hasan’ın yalnızlığı ile benim aramda, anlatılması ne o zaman ne de şimdilerde pek mümkün olmayan bir benzerlik sezmiştim. Ders kitaplarındaki arayışım fazla uzun sürmedi; zira kitapların yazarları tutmasa da, kitaplara seçilen metinlerin çoğu aynıydı. <a href="http://www.huseynkaya.com/ya-eskici-yazilmasaydi.html#more-32" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/ya-eskici-yazilmasaydi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>anılar defterinde navruz yaprağı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/anilar-defterinde-navruz-yapragi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/anilar-defterinde-navruz-yapragi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 14:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/anilar-defterinde-navruz-yapragi.html</guid>
		<description><![CDATA[“ANILAR DEFTERİNDE NAVRUZ YAPRAĞI”
 
Hüseyin Kaya
 
Şimdilerde rastlayıversem bir yerlerde tanıyabilir miyim onu bilmiyorum zira çocukluğumda ancak birkaç kez görebildiğim nazenin yüzünü hayal meyal hatırlıyorum.
Onun misafir olduğu kerpiçten evlerin küçücük pencerelerinden güneş başka türlü selamlar içeridekileri ve gökyüzünün maviliği başka türlü görünürdü. Yaşamaya, dünyaya ve ümide dair adı konulamamış çok şey vardı onun gelişinde. Onun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 35.4pt"><strong>“ANILAR DEFTERİNDE NAVRUZ YAPRAĞI”<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-align: right; text-indent: 35.4pt" align="right"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-align: right; text-indent: 35.4pt" align="right"><strong>Hüseyin Kaya<o:p></o:p></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-align: right; text-indent: 35.4pt" align="right"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 35.4pt">Şimdilerde rastlayıversem bir yerlerde tanıyabilir miyim onu bilmiyorum zira çocukluğumda ancak birkaç kez görebildiğim nazenin yüzünü hayal meyal hatırlıyorum.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 35.4pt">Onun misafir olduğu kerpiçten evlerin küçücük pencerelerinden güneş başka türlü selamlar içeridekileri ve gökyüzünün maviliği başka türlü görünürdü. Yaşamaya, dünyaya ve ümide dair adı konulamamış çok şey vardı onun gelişinde. Onun görünüşüyle birlikte tüm kederler unutulur, yeni bir güne başlamanın sevinci aydınlatır, yumuşatırdı ayazın kavurduğu esmer yüzleri. Kuşlar onu görmeden dillenmez, tüm çiçekler önce onu beklerdi açmak için.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt">Bir çobanın azık bohçasında, bir çocuğun üşümüş küçücük parmakları arasında, bazen de bayırlarda gençliğini arayan yalnız bir ihtiyarın buruşuk ellerinde muştularla getirilirdi köye. Onun bulunuşu, getirilişi tüm işleri yarıda bıraktıran bir haberdi.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 35.4pt">Papatya, gül, nergis, çiğdem, zambak… Hepsinin bir türküsü, şarkısı, şiiri vardır da nevruz en unutulmuşudur çiçekler arasında. İnsanların vefasızlığına rağmen yine de küsmez nevruz ve her bahar açar sessizce ıssız yamaçlarda. Bilir ki, o yüzünü güne dönmeden bahar gelmez, ibibikler ötmez, yeryüzü yeşermez. Tüm çiçeklerin rengi önce onun yapraklarında selamlar dünyayı.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6pt; text-indent: 35.4pt">Anadolu’nun pek çok köyünde olduğu gibi çocukluğumun geçtiği köyde de nevruz günü, takvimlerin işaret ettiği, beklenilen bir gün olmaktan öte <em>navruz çiçeği</em>nin bayırda görüldüğü gün olarak bilinirdi ve yaşlılar <em>navruz</em>un çıkıp çıkmadığını havanın durumundan anlarlardı. Nevruz gününün merasimi ve karşılanışı umumi bir şenlik olmadan öte her evin kendi imkânlarıyla gerçekleştirdiği mütevazı ve sakin bir kutlamadan ibaretti. <a href="http://www.huseynkaya.com/anilar-defterinde-navruz-yapragi.html#more-31" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/anilar-defterinde-navruz-yapragi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>her şey bir kader iledir</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/her-sey-bir-kader-iledir.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/her-sey-bir-kader-iledir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 14:28:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[her şey bir kader iledir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/her-sey-bir-kader-iledir.html</guid>
		<description><![CDATA[“her şey bir kader iledir”
hüseyin kaya
Bizler zayıfız, tek silahımız geceleri ceylanları kaçıracak kadar güçlü kelimelerdir.
Saint Exupèry
Bir otobüs yolculuğunda istemeyerek de olsa muhabbete başladığınız yan koltuk arkadaşınız, lise öğrencisiyken dersiniz boş geçmesin için öylesine sınıfınıza gelen bir öğretmen, her gün işe giderken aynı caddede, aynı yerde karşılaştığınız yüzünü ezberlediğiniz ama adını bilmediğiniz bir insan vakti gelince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>“her şey bir kader iledir”</strong></p>
<p align="center"><strong>hüseyin kaya</strong></p>
<p align="right"><em>Bizler zayıfız, tek silahımız geceleri ceylanları kaçıracak kadar güçlü kelimelerdir.<br />
Saint Exupèry</em></p>
<p>Bir otobüs yolculuğunda istemeyerek de olsa muhabbete başladığınız yan koltuk arkadaşınız, lise öğrencisiyken dersiniz boş geçmesin için öylesine sınıfınıza gelen bir öğretmen, her gün işe giderken aynı caddede, aynı yerde karşılaştığınız yüzünü ezberlediğiniz ama adını bilmediğiniz bir insan vakti gelince hayatınızı rayından çıkaracak, kurulu düzeninizde ihtilaller yapabilecek bir role sahip olabilir şahsi tarihinizde. Kadere teslimiyet, hep anlık ve ölçülemeyecek kadar ince hesaplarla işleyişi içindir biraz da.<br />
Biz büyük idealler ve hesaplar peşindeyken çoğu zaman hep sonradan farkına vardığımız küçük ayrıntılar, karşılaşmalar, tanışmalar yön verir hayatımıza ki, karşılaştığımız ve dünyamızda değerli bulduğumuz her şey, neyi aradığımızın habercisi, kendi hallerimizin bize sunulmuş bir resmidir aslında.<br />
Ömrümüzün hangi yaşını yürüyorsak yürüyelim, hayat; sonu, asla yürüyenleri tarafından bilinmeyen,  hep uzaklardaymış gibi görünen bir yol gibi uzar gider ufka doğru. Bunca kalabalığa, gürültüye rağmen bazen kendi adımlarımızın sesinden başka sesi duymaz, kendimizden başka bir canlının nefesini işitmeyiz yeryüzünde. Önümüzde upuzun kendi gölgemiz ve dilimiz lal, bir ses bekler, bağırmaya çalışır bağıramayız. Ayaklarımız yere çivilenmiş gibidir. Gökyüzünden, ufuklardan, ötelerden bir ses gelsin, dilimizin ve ayaklarımızın bağını çözsün, bize efsunlu sözler söylesin isteriz. Bir define haritası arar gibi kitap kokan mekânlarda arar dururuz bu sesi.<br />
İlerde tiryakisi olacağımız bir yazarın ilk kitabını da küçücük sebepler içinde önümüze getirir kader. O kitapta yazılanlara inanmak, aldanmak isteriz.  Yeni filizlenen bir aşk gibidir bu okumalar. Onda kendimizden bir şeyler bulmak, kendimizi ifade eden cümleler yakalamak, bir yazara yakınlaşmak ve onu sevmek için yeterli sebeplerdir.<br />
Gün gelir artık okunacak kitabı kalmaz yazarınızın, bu defa hayatı hakkında çıkmış yazıların, kitapların izini sürersiniz. Dostlarını, aşklarını, nasıl öldüğünü merak etmeye başlarsınız ve yavaş yavaş içinize sinmeye, size hükmetmeye başlar okuduğunuz kitapların ruhu. Bir zaman sonra dünyaya bakan gözlerinizin yalnızca birisi size aittir, diğerinden yazarınız, yazarınızın kahramanları bakmaya başlar. Ömrünüzün en güzel çağlarını bırakırsınız geride bu emanet ahval ile.<br />
Birden saat on ikiyi vurur, gözünüzü açtığınızda evinizdesinizdir, eşiniz karşınızdadır ve odalarınızdan çocuk sesleri yükselmektedir. Bir bankamatik kuyruğunda yahut taksit öderken uyanırsınız. Büyü biter, şarkılar biter, şiirler biter…  Şairler kadar yazarların da yalancı hatta gönül hırsızı olabileceği düşüncesi ile tamamlarsınız ömrünüzün kalanını.<br />
“Aşk”ın yaşı, zamanı muhakkak vardır; zira aşk, yalnızca dalgınlıktan kapıları ardına kadar açık unutulmuş olan evlerin misafiridir. Tıpkı âşık olmanın bir zamanı olduğu gibi bazı yazarları, şairleri tanımanın, okumanın da bir zamanı olsa gerek. Mesela; Herman Hesse’yi, hayata adım atacağınız yaşlarda okumamalısınız ya da bir yıl içerisinde en fazla bir kitabını okumalısınız o yıllarda. Aynı durum Bukovski için, Tolstoy için de geçerlidir. <a href="http://www.huseynkaya.com/her-sey-bir-kader-iledir.html#more-30" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/her-sey-bir-kader-iledir.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>naklettiğim senin kıssan</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/naklettigim-senin-kissan.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/naklettigim-senin-kissan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 14:25:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[naklettiğim senin kıssan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/naklettigim-senin-kissan.html</guid>
		<description><![CDATA[“naklettiğim senin kıssan”
&#160;
hüseyin kaya
&#160;
“Humlar şikeste cam tehi yok vücûd-ı mey
&#160;
     Ettin esir-i kahve bizi hey zamâne hey”
&#160;
Sani
     Şiiri tanımlamaya çalışan, şiirden bahsederek onu belirli bir anlayış ve mantık çerçevesi içine almaya çalışan cümle metinlere kuşkuyla yaklaşmanın gereğine inanırım. Şiirin batınıyetine olan inancımdır bu şüphenin asıl nedeni. Evet, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>“naklettiğim senin kıssan”</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><strong>hüseyin kaya</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><strong>“Humlar şikeste cam tehi yok vücûd-ı mey</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><strong>     Ettin esir-i kahve bizi hey zamâne hey”</strong></p>
<p align="right">&nbsp;</p>
<p align="right"><strong>Sani</strong></p>
<p>     Şiiri tanımlamaya çalışan, şiirden bahsederek onu belirli bir anlayış ve mantık çerçevesi içine almaya çalışan cümle metinlere kuşkuyla yaklaşmanın gereğine inanırım. Şiirin batınıyetine olan inancımdır bu şüphenin asıl nedeni. Evet, şiir tamamen değilse bile büyük oranda şairin kendisi ile ilgili bir durum, şairin, şiirden başka bir dille kurtulamadığı, söyleyemediği bir halettir ve ilk haliyle aslında kısmi bir mahremiyeti de arz etmelidir. Bu bakımdan “şiir”den bahsetmek yerine “şair”den ve şair hallerinden bahsetmek daha yerinde bir yaklaşım olacaktır kanaatindeyim.</p>
<p align="center">“onlar ki kelama can verirler”</p>
<p>     Hasan Ali Yücel: “Şair herkese benzemeyen ve benzemekten kaçan adamdır” der. Şair şiirle olan ünsiyeti ve bu ünsiyetin devamı için mutlaka kendini sıradanlıktan sakınmak zorundadır. Zira sanatkârın sanatını kıymetlendiren unsur sanatkârın kendisi ve hayata karşı duruşudur. Sayısı yirmiye yaklaşan Leyla vü Mecnun şairi içerisinde yalnızca birkaçının zihinlerde kalması, biraz bu yüzden olsa gerektir. Şair şiirinin, yani sözünün arkasında durmadığı andan itibaren sıradan bir hayat sergilemeye ve bunun yanında şiirini de değerden düşürmeye başlar. Şairin dünyadaki farklı duruşu ukalalık, kibir yahut başka ruhi dengesizliklerden ziyade hayatı anlamlandırma ve hakikate erişme noktasındaki nev-i şahsına münhasır izlediği yoldur. Şair hakikat karşısına başkalarının kıyafetlerine bürünmeden, başkalarının geldiği yollardan geçmeyerek varan kişidir.</p>
<p>Gerek bizde gerek diğer doğu toplumlarında şair başlangıçtan beri halk içinde saygınlığı olan bir kimliğin sahibidir. Büyü, din ve felsefe ile iç içedir şiir ve şair her zaman. Şiir ve şairin bu üçlüye yakın olmasının nedeni şiirin varoluşundaki metafiziktir aslında. <a href="http://www.huseynkaya.com/naklettigim-senin-kissan.html#more-29" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/naklettigim-senin-kissan.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>mutsuz çocuklar cenneti</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/mutsuz-cocuklar-cenneti.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/mutsuz-cocuklar-cenneti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 14:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[hüseyin kaya]]></category>

		<category><![CDATA[mutsuz çocuklar cenneti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/mutsuz-cocuklar-cenneti.html</guid>
		<description><![CDATA[mutsuz çocuklar cenneti
hüseyin kaya
     Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Bir oyuncakçı dükkânı önünde yahut büyük mağazalardan birinin oyuncak reyonunda birkaç dakika seyredin, siz de farkına varacaksınız mutlu ve sevimli edası verilmeye çalışılmış hüzünlü bakışların. Yalnızca oyuncak bebeklerde mi? Diğer oyuncaklarda da aynı hüznü, aynı yalnızlığı hissetmeniz mümkün. Hatta çocukları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>mutsuz çocuklar cenneti</strong></p>
<p align="right"><strong>hüseyin kaya</strong></p>
<p>     Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Bir oyuncakçı dükkânı önünde yahut büyük mağazalardan birinin oyuncak reyonunda birkaç dakika seyredin, siz de farkına varacaksınız mutlu ve sevimli edası verilmeye çalışılmış hüzünlü bakışların. Yalnızca oyuncak bebeklerde mi? Diğer oyuncaklarda da aynı hüznü, aynı yalnızlığı hissetmeniz mümkün. Hatta çocukları şiddete meylettirdiği öne sürülen oyuncak silahlara bile dikkatlice baktığınızda üzerlerine her şeyden ziyade kaç masum yavrucağın yalnızlığının sinmiş olduğunu göreceksiniz..<br />
Evet cümle oyuncaklar, çocukların yalnızlığından yapılır ve sunulur çocuklara. Bu yüzden kendilerinden bir parça gibi bakar çocuklar oyuncaklara. Kırılan her oyuncak, kırılan bir çocuk kalbidir bu yüzden.<br />
Oyuncaklar eskiden hüzün barındırmazlardı suretlerinde. Oyuncakların hepsinde bir duruluk, hepsinde üzerine masumiyet sinmiş tebessümler saklıydı. Küçükler oynardı oyuncakla; ama büyükler tarafından imal edilirdi oyuncaklar. Mahallenin ya da köyün hamarat bir dedesi yahut oyuna, uzaktan bakışlarıyla dahil olmaya çalışan      -aslında oynamak için içi giden ama utancından geride duran- bir genci tarafından yapılırdı; ucu sopalı tahtadan tekerlekler, kavak ağacından kavallar, ucuna tavuk teleği takılan fırıldaklar. Kız çocukları için artık bezlerden ağaç üzerine sarılarak -eğer kalem varsa- kaş göz çizilen çaput bebekler ise mutlaka genç bir kız tarafından kim bilir hangi hissiyat içerisinde özene bezene yapılırdı. Cümlesi, elde olan malzeme ile yapılan oyuncaklara hiçbir çocuk imrenerek bakmazdı; zira “aynısından isterim” denildiğinde “aynısından” yaptırılırdı birilerine.<br />
Modern zamanın, çocukları sokaklardan, bahçelerden apartman odalarına taşımasıyla birlikte çocuklardaki oyun ve oyuncak anlayışı da ister istemez değişmek zorunda kaldı. Hem çocukların dünyasında hem büyüklerin dünyasında bir çok şey manasını yitirdi veya değiştirdi. Oyuncaklar; aslında oyun kurmak için değil, oynanan bir oyunda kullanmak için vardı çocuğun dünyasında ve taşlardan araba, değneklerden at yapılabiliyordu böylesi bir durumda. Çocuk, görmek istediğini her nesnede görüyordu zaten oyun esnasında. Eğer huşu içinde oynayan çocukları görürseniz dikkatlice bakın bu durum halen böyledir; yani oyuncağın biçimi ne olursa olsun, çocuk onunla değil zihnindekiyle oynar. <a href="http://www.huseynkaya.com/mutsuz-cocuklar-cenneti.html#more-28" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/mutsuz-cocuklar-cenneti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>hüseyin kaya hakkında</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/huseyin-kaya-hakkinda.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/huseyin-kaya-hakkinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Feb 2008 00:55:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ hakkında]]></category>

		<category><![CDATA[hüseyin kaya]]></category>

		<category><![CDATA[hüseyin kaya hakkında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/huseyin-kaya-hakkinda.html</guid>
		<description><![CDATA[ Hüseyin KAYA (1975)
1975 yılında Sivas’ta doğdu. Ortaöğrenimini Sivas’ta tamamladı. Van’da başladığı edebiyat fakültesi tahsilini de Sivas’ta tamamladı.
Şiir ve nesir çalışmaları; Yitik Düşler, Martı, İnsan Saati, Kuyudaki Koro, Hayat Ağacı, Irmak Yazıları, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Lika, Kum Yazıları,  Rûzigâr, Sühan, Dergâh ve Dize dergilerinde yayımlandı.
İlk kitabı “Çekil Gideyim Hayat” ismiyle 2006 da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Hüseyin KAYA (1975)</p>
<p>1975 yılında Sivas’ta doğdu. Ortaöğrenimini Sivas’ta tamamladı. Van’da başladığı edebiyat fakültesi tahsilini de Sivas’ta tamamladı.</p>
<p>Şiir ve nesir çalışmaları; Yitik Düşler, Martı, İnsan Saati, Kuyudaki Koro, Hayat Ağacı, Irmak Yazıları, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, Lika, Kum Yazıları,  Rûzigâr, Sühan, Dergâh ve Dize dergilerinde yayımlandı.</p>
<p>İlk kitabı “Çekil Gideyim Hayat” ismiyle 2006 da Lamure yayınlarından çıktı.</p>
<p style="text-align: center">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/huseyin-kaya-hakkinda.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>rûzigâr”ın hikâyesi</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/ruzigar%e2%80%9din-hikayesi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/ruzigar%e2%80%9din-hikayesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 05:41:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[hüseyin kaya]]></category>

		<category><![CDATA[hüseynkaya]]></category>

		<category><![CDATA[rûzigâr”ın hikâyesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/ruzigar%e2%80%9din-hikayesi.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyin kaya
     Edebiyat fakültesinde ikinci sınıf öğrencisi olmuştum ve edebiyat fakültesinde umduğunu bulamamanın şaşkınlığını yavaş yavaş üzerimden atma aşamasındaydım. Her edebiyat fakültesinde birkaç öğrenci mutlaka olurdu o yıllarda “edebiyat” kaygısı ile bu bölümlere kayıt yaptıran. Hasan Kaya da benimle benzer düşüncelerle edebiyat fakültesine kayıt yaptırmış ancak umduğunu bulamayan birkaç arkadaştan birisiydi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right"><strong>hüseyin kaya</strong></p>
<p>     Edebiyat fakültesinde ikinci sınıf öğrencisi olmuştum ve edebiyat fakültesinde umduğunu bulamamanın şaşkınlığını yavaş yavaş üzerimden atma aşamasındaydım. Her edebiyat fakültesinde birkaç öğrenci mutlaka olurdu o yıllarda “edebiyat” kaygısı ile bu bölümlere kayıt yaptıran. Hasan Kaya da benimle benzer düşüncelerle edebiyat fakültesine kayıt yaptırmış ancak umduğunu bulamayan birkaç arkadaştan birisiydi. İsimlerimiz arasındaki akrabalık ve soyadı benzerliği cisim ve suret farklılığımıza rağmen yıllarca “kardeş misiniz?” sorusuna maruz bıraktı bizi.</p>
<p>Hasan şiirle ilgilenmişti ve hikayeye ilgi duyuyordu, ben sadece şiirle uğraşıyor, daha doğrusu uğraşmak istiyordum.  Ders aralarında, çay ocağı ve kantin muhabbetlerinde bir dergi yayımlama düşüncesi bir zaman sonra kendiliğinden hasıl oldu. İkimiz de tecrübesizdik. Bir dergi yayımlama fikri lise yıllarından beri zihnimde dolaşıp durmaktaydı ancak şimdi her şeye bu kadar yakın olmak beni biraz ürkütüyor, çekingenliğe sevk ediyordu. Hasan ise olabildiğince cesurdu ve kendine güveniyordu. Önce dergiye bir isim bulmamız gerekiyordu. Birkaç gün düşündük, bu hususta da iş yine Hasan’a düşmüştü, Rûzigâr olsun, mu dedi, olsun dedik ve derginin adı böylelikle netleşti. Derginin resmi müsaadesi alındı, benim yaşım müsaade etmediği için künyede resmi bir sıfatım olmayacaktı, Derginin sahibi bir süreliğine Erol Arslan, yazı işleri müdürü; Hasan Kaya olmuştu bana ise “yayın koordinatörü” sıfatı düşmüştü. Artık dönüş yoktu, heyecan heves, tutku, aşk… Evvelinde cümle güzel hissiyatı, ahirinde ise hüzne ait ne varsa tamamını yaşatan bir maceranın arefesinde olduğumuzun farkında değildik galiba. Matbaalardan aldığımız fiyatların harçlıklarımızı çok aştığını görmek bu sevdadan vazgeçmek yerine derginin ebatlarını küçük düşünmeye yönlendirdi bizi. Artık künyesi, ismi ve ebatları belirlenmişti derginin. Destek alabilmek için birkaç hocamıza da derdimizi açmıştık; ama hocalarımızdan kimi; “bunlar boş işler” ifadesiyle geçiştirdi, kimi; “niye Farsça isim düşünüyorsunuz” dedi, en iyi niyetli yaklaşanı da “sizin bir motora ihtiyacınız var, ben bu derginin motoru olayım” gibi bir ifade kullandı. Dergide ve bizde “akademik” bir tarz, üslüp bulunmayışı yollarımızı daha başta ayırmaya yetiyordu fakülte ile. <a href="http://www.huseynkaya.com/ruzigar%e2%80%9din-hikayesi.html#more-25" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/ruzigar%e2%80%9din-hikayesi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“tuz ırmağı” bir kitap; “GöğEkin”</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Feb 2008 05:43:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[bir kitap]]></category>

		<category><![CDATA[tuz ırmağı]]></category>

		<category><![CDATA[tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin.html</guid>
		<description><![CDATA[“tuz ırmağı” bir kitap; “GöğEkin”
hüseyin kaya
     Başkalarının tavsiye ettiği kitaplara hep tereddütle yaklaşırım. Bu tereddüt, galiba kitaplardan ziyade onları tavsiye edenlerle alakalıdır.  Bir kitabı, herkes aynı nedenlerle okuyor ve aynı neticelere ulaşıyorsa o kitabı herkesin okumasının gereksiz olduğunu düşünürüm. Aslında bana tavsiye edilen, övüle övüle bitirilemeyen kitaplara bu tavırla yaklaşmamın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><strong>“tuz ırmağı” bir kitap; “GöğEkin”</strong></p>
<p align="right"><strong>hüseyin kaya</strong></p>
<p>     Başkalarının tavsiye ettiği kitaplara hep tereddütle yaklaşırım. Bu tereddüt, galiba kitaplardan ziyade onları tavsiye edenlerle alakalıdır.  Bir kitabı, herkes aynı nedenlerle okuyor ve aynı neticelere ulaşıyorsa o kitabı herkesin okumasının gereksiz olduğunu düşünürüm. Aslında bana tavsiye edilen, övüle övüle bitirilemeyen kitaplara bu tavırla yaklaşmamın bir sebebinin de “neden ben daha önce okumadım? “ sorusunun beni yönlendirdiği kıskançlık hissi olduğunu da itiraf etmeliyim.</p>
<p>Dostoyevski’nin Beyaz Geceler isimli o küçük kitabının bendeki serüveni bu şekildedir mesela. Dostoyevski’ye hep tepeden baktığım ve sürekli isminin her zikredilişinde karşısına Tolstoy’u koyarak Dostoyevski’yi geçiştirdiğim yıllarda bu kitaptan bir arkadaşımın övgüyle bahsetmesine ses çıkarmamış, daha sonra Hareket Yayınları’ndan çıkmış Beyaz Geceler çevirisini bir sahafta bulunca, arkadaşımın methiyesine Hareket Yayınları’nın da imajı eklenince kendimi almak zorunda hissedip almıştım. Kitabın ince ve tercümenin pürüzsüz oluşu kitabı aynı gün bitirmeme olduğu gibi, kitabın kendisi de artık Dostoyevski hakkındaki düşüncelerimi kısmen değiştirmeme neden olmuştu. Şüphesiz kitabı bana sevdiren şeyler, bana tavsiye eden kişiye sevdiren şeylerle aynı değildi.</p>
<p align="center"><strong>”ıssız patikaların yalnız izcisi”</strong></p>
<p>     Benim asıl anlatmak istediğim yine benzer bir serüvenle kapımı çalan başka bir kitap: <a href="http://www.huseynkaya.com/tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin.html#more-26" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/tuz-irmagi-bir-kitap-gogekin.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>dede  özel sayısı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/dede-ozel-sayisi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/dede-ozel-sayisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jan 2008 00:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[~ hakkında]]></category>

		<category><![CDATA[~ kitaplar]]></category>

		<category><![CDATA[~ sivas]]></category>

		<category><![CDATA[dede  özel sayısı]]></category>

		<category><![CDATA[sühan dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/%e2%80%9cdede%e2%80%9d-ozel-sayisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın kıyısında, bir masalın ilk sözlerinin mahmurluğunda birden beliriverirler karşımızda. Adına dünya denilen bu hanın tam da eşiğinde göz göze geliriz onlarla ve orada, o lahzada, ömür boyu gönlümüzden silinmeyecek bir suret resmedilir zihnimize gayr-i ihtiyari. Kalın, ahşap çerçeveler içinde duvarlara asarak muhafaza ettiğimiz siyah beyaz ya da sonradan renklendirilmiş fotoğraflarına rağmen hep bir rüya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın kıyısında, bir masalın ilk sözlerinin mahmurluğunda birden beliriverirler karşımızda. Adına dünya denilen bu hanın tam da eşiğinde göz göze geliriz onlarla ve orada, o lahzada, ömür boyu gönlümüzden silinmeyecek bir suret resmedilir zihnimize gayr-i ihtiyari. Kalın, ahşap çerçeveler içinde duvarlara asarak muhafaza ettiğimiz siyah beyaz ya da sonradan renklendirilmiş fotoğraflarına rağmen hep bir rüya âleminin hayal meyal kahramanıdırlar bizim için ve bir vardırlar bir yokturlar…<br />
Ne kadar gizlemeye çalışsalar da çizgi çizgi yüzleri, feri tükenmiş gözleri hep aynı mahzunluğu ve kederi fısıldar bakanlara. Sırf onların bu ahvalini görmeyelim için, doldurulmuş bir defter nasıl durursa kitap raflarında, öylece otururlar tek kişilik koltuklarda mahcup ve yorgun.<br />
Kimimize kendi isimlerini vermişlerdir, kimimiz kulağımıza okunan ezanın ardından ismini ilk onlardan duymuştur. Tıpkı çocuk ruhumuza ömür boyu benzerini bir daha tadamayacağımız sevinçleri mutlulukları yaşattıkları gibi hiçbir sınıfın hayat bilgisi dersinde görmediğimiz yalnızlığı ve ölümü de ilk onlar yaşatır, tattırırlar bize. Böyle böyle alıştırır hayat karanlığına gözlerimizi.<br />
Hep birbirlerine benzerler aslında…<br />
Bazen onlara, bir parkta bank üzerinde uzaklara dalmış yahut anlamsız gözlerle öylesine ayakuçlarını seyrederlerken, hava ne kadar sıcak olursa olsun sırtlarını günden yana verip bastonlarına dayanarak kim bilir hangi evvel zamanı düşünürlerken rastlarız. Bazen de seneler evvel, büyüklerinin yanında edepsizlik sayılacağı<br />
endişesiyle kendi çocuğunu bir kez göğsüne bastıramamış, kendi çocuğuna “evladım” <a href="http://www.huseynkaya.com/dede-ozel-sayisi.html#more-21" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/dede-ozel-sayisi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sühan Dergisi&#8217;nin özel sayısı çıktı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/suhan-dergisinin-ozel-sayisi-cikti.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/suhan-dergisinin-ozel-sayisi-cikti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jan 2008 23:50:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[~ eserler]]></category>

		<category><![CDATA[~ hakkında]]></category>

		<category><![CDATA[~ kitaplar]]></category>

		<category><![CDATA[~ sivas]]></category>

		<category><![CDATA[sühan]]></category>

		<category><![CDATA[sühan dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/suhan-dergisinin-ozel-sayisi-cikti.html</guid>
		<description><![CDATA[Edebiyat dergiciliği sahasında kendine yeni bir kulvar açarak beş yıldır yoluna devam eden Sühan, “Sivas” özel sayısıyla okuyucusunun huzuruna çıktı. Hüseyin Kaya editörlüğünde, üst üste çıkardığı özel sayılarla, dergicilikte kendi tarzını yerleştiren Sühan, yayın merkezi olan şehre dair de bir özel sayı yapmış oldu. Dergi daha önce; Gavur Dostlarımız, Kapanan Edebiyat Dergilerinin Hikayeleri, Yenge, Oyuncak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Edebiyat dergiciliği sahasında kendine yeni bir kulvar açarak beş yıldır yoluna devam eden Sühan, “Sivas” özel sayısıyla okuyucusunun huzuruna çıktı. Hüseyin Kaya editörlüğünde, üst üste çıkardığı özel sayılarla, dergicilikte kendi tarzını yerleştiren Sühan, yayın merkezi olan şehre dair de bir özel sayı yapmış oldu. Dergi daha önce; Gavur Dostlarımız, Kapanan Edebiyat Dergilerinin Hikayeleri, Yenge, Oyuncak, Dede ve İstasyon özel sayılarıyla, farklı kesimlerden büyük ilgi görmüş ve edebiyat dünyasına taze bir soluk getirmişti.</p>
<p>Sivas, Sühan’ın 17. sayısının konusu oldu. Orta boy bir kitap hacminde olan Sivas Özel Sayısında, Sivaslı yazarların yanında Sivaslı olmayan fakat hayatlarında bu şehre dair izler bulunan pek çok yazar da yer alıyor. A. Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Berat Demirci, Müjgân Üçer, Kadir Üredi, Hüseyin Kaya, Turan Karataş, Mustafa Balel gibi Sivaslı kalemler, Sadık Yalsızuçanlar, Mehmet Cangir, Metin Önal Mengüşoğlu, Halim Şafak, Nazım Hikmet Polat, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi aslen Sivaslı olmayıp Sivas’ı bir şekilde tanıyan kalemlerle Sühan’ın sayfalarında buluşuyor. Herhangi bir dergide bir araya gelmesi zor görünen bir yazar kadrosu Sühan’ın Sivas özel sayısında bir araya gelmiş bulunuyor. Derginin sayfalarını çevirdiğinizde, böyle bir sayının sıradan bir şehir için değil Sivas gibi özellikli bir şehir için mümkün olabileceğini anlıyorsunuz. Sivas’ın sosyo, kültürel ve tarihi özelliklerini her yazar kendi penceresinden ele alıyor; tasvir ediyor, eleştiriyor,  tahlil ediyor çoğu zaman da “aah” ediyorlar.</p>
<p>Sivas için koleksiyon değeri taşıyan, zaman geçtikçe kıymeti artacak bir eser, Sühan’ın Sivas Özel Sayısı… Sivaslılara ve Sivas ekseninde Anadolu’yu tanımak isteyen herkese duyurulur.</p>
<p>Bilgi ve İrtibat:</p>
<p><strong>www.suhandergisi.com</strong></p>
<p>0505 351 54 11</p>
<p><strong>huseynkaya@gmail.com</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/suhan-dergisinin-ozel-sayisi-cikti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
