<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Kaya</title>
	<link>http://www.huseynkaya.com</link>
	<description>Çekil gideyim hayat..</description>
	<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 22:48:19 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>ayrılık resimleri</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/76-ayrilik-resimleri.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/76-ayrilik-resimleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 14:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/76-ayrilik-resimleri.html</guid>
		<description><![CDATA[ Hüseyn KAYA
Bana sonra o uzak resimleri anlat
Turgut Uyar
İki ayrılık arasına sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan dolaşmaktır adına hayat dediğimiz şey. Ayrılıkla başladığımız hayata, ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir kaç yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim titretir ruhumuzu.
Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Hüseyn KAYA</p>
<p align="center"><em>Bana sonra o uzak resimleri anlat</em><br />
Turgut Uyar</p>
<p>İki ayrılık arasına sıkıştırılmış bir dünyada, misafir olduğunu unutmadan dolaşmaktır adına hayat dediğimiz şey. Ayrılıkla başladığımız hayata, ayrılıklarla veda ederiz. Bu yüzden ayrılığa yakılmış her türkü, ayrılık hüznüyle söylenmiş her şarkı ve yazılmış her şiir kaç yaşımızda ve nerde dinlersek dinleyelim titretir ruhumuzu.<br />
Uzun bir ayrılıktır insan, kalbi kendi yalnızlığına gömülü.</p>
<p align="center">***<br />
<em>Beşiğin ardı gurbet</em></p>
<p>Kalbine tutunarak yaşayan herkes için, beşiğin ardıyla başlar gurbet ve ayrılık. Bu ilk ayrılıktan sonra gelen her yeni ayrılık yalnızca ilkinin acısının yani insanlığımızın, sürgünlüğümüzün tekrar yaşanmasıdır ve her ayrılığa tahammül gücü veren bir de umut vardır kalbin kenarına sessizce büzülmüş.<br />
Kısa olsun, uzun olsun tüm ayrılıklar bir hasretin önsözüdür ve bekleyişlere atılan ilk adımdır çoğu zaman. Hayat, içinde yüzenlere sabrı ve beklemeyi öğreten bir ırmak gibidir akrep ve yelkovan derisinin içinde kıymık gibi dönse de insanın.<br />
Ayrılıkları öğrene ezberleye geçer çocukluğumuz gençliğimiz. Öğrenemediğimiz ayrılıklardan ikmale kalır yeniden imtihan ediliriz vakti geldiğinde.</p>
<p align="center">***<br />
<em>Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor</em><br />
Mevlana İdris</p>
<p> <a href="http://www.huseynkaya.com/76-ayrilik-resimleri.html#more-76" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/76-ayrilik-resimleri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>hüznün uzak sokağı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/75-huznun-uzak-sokagi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/75-huznun-uzak-sokagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2010 22:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/75-huznun-uzak-sokagi.html</guid>
		<description><![CDATA[Hüseyn Kaya
Çıkamaz çocukluğundan dışarıKimse.Bundandır sevmemizKiraz ağaçlarını.Fazıl Hüsnü
 Hepimizde aynı şeyleri çağrıştırır bir yaz akşamı ara sokaklarda tüm hücreleriyle kendilerini oyuna kaptırmış çocukların şen çığlıkları, bağırışları. Kaç yaşımızda olursak olalım böyle bir manzaranın büyüsü hepimizi aynı ülkenin, çocukluğumuzun ülkesinin kapılarına taşıyıverir birdenbire.Zaman geriye gider, mekân ve renkler değişir. Ya her oyunu kenardan seyreden fakat hiçbir oyuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">Hüseyn Kaya</p>
<p align="right"><em>Çıkamaz çocukluğundan dışarıKimse.Bundandır sevmemizKiraz ağaçlarını.</em>Fazıl Hüsnü</p>
<p align="left"> Hepimizde aynı şeyleri çağrıştırır bir yaz akşamı ara sokaklarda tüm hücreleriyle kendilerini oyuna kaptırmış çocukların şen çığlıkları, bağırışları. Kaç yaşımızda olursak olalım böyle bir manzaranın büyüsü hepimizi aynı ülkenin, çocukluğumuzun ülkesinin kapılarına taşıyıverir birdenbire.Zaman geriye gider, mekân ve renkler değişir. Ya her oyunu kenardan seyreden fakat hiçbir oyuna dâhil olamayan, elbisesinin pis olmaması için toz toprak içindeki sokakta oturacak yer beğenemeyen boynu bükük, mahcup bir çocuksunuzdur ya da dizleri yırtık pantolonunuz, bilyelerle gazoz kapaklarıyla oynamaktan çatlamış ellerinizle, tüm cephanesi balonlaşmış ceplerinde saklı, mahalleyi fethe çıkmış asil bir hükümdar…Neredeyse hepimizin cezbesiyle kendimizden geçtiğimiz bir oyun ve kendimizden bir parça bildiğimiz ya senelerce sakladığımız yahut doyamadan kaybettiğimiz bir oyuncağımız olmuştur.Aslında ne oyundur bizleri kendisine davet eden, ne de oyuncaklardır bizi büyüleyen. Kocaman dünyanın ve kocaman insanların arasında unutmak isteriz yalnızlığımızı. Her şeyi unutmak ve kendimizden geçmek isteriz…Yeni her oyun ve her oyuncak bize dünyayı unutturmak için keşfedilmiştir biraz da.  Dünya; hayat ağusunu ancak biz oyundayken doldurur bardağımıza.</p>
<p align="center"><em>***hiçbir şeye hazırlıklı değildikoyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik</em>Turgut UyarHayat ile hakikat arasında, arkasına masaldan dünyalar gizlediğimiz incecik perdelerdir aslında oyuncaklarımız. Bazen de bir ömür boyu hayatın korkunç çıplaklığına bakmamak için önümüze yığdığımız, hayalleriyle uykuya daldığımız yahut hiç yanımızdan ayıramadığımız bitmez tesellilerin kaynağıdır onlar.Hayatın ve dünyanın önsözü oyunlarda, oyuncaklarda gizlenmiştir de farkına yolun yarısından sonra varırız bu gerçeğin.  Arzularımızın, insan yanımızın ilk uyanışı oyuncaklarla oyunlarla başlar. Sahip olmayı ya da olamamayı oyuncaklarla tadar; kaybetmeyi de unutmayı da onlarla tecrübe ederiz. Mağlubiyet korkusunu oyunlarda tadar mağlubiyeti oyunlarda yaşarız, öğreniriz önce. Kazansak da kaybettiğimiz, kazandıkça kaybettiğimiz hakikatini de oyun bitimlerindeki hüzünler işler küçücük kalplerimize.Sobeler ve sobeleniriz. Yâreni, dostu karşı safta görmenin kahrını oyunlarda yaşarız önce. Dostun da düşmanın da oyunlarıyla, oyunlarda yüz yüze gelmemiz bir rastlantı değildir elbette.Yıllar sonra yaşayacağımız hayal kırıklıklarına, uzun ayrılıklara alışmamız içindir ellerimizden düşüp de kırılması en sevdiğimiz oyuncağımızın.Kurulan her oyun keşfedilen bir dünya, yenibaştan kurulan bir ülkedir ki orada medeniyet oyuncaklarla inşa edilir. Yeni bir ülke uğruna, bazen büyük savaşlar yaşamışızdır büyüklerle, büyük fedakârlıklarda bulunmuş, büyük acılara katlanmışızdır körpe yüreklerimizle…Hayata geç kalmışlığımız eve geç kalma alışkanlığımız kararan havaya rağmen bırakıp da eve gidemediğimiz oyun günlerinden kalmadır biraz da…Büyüyen ellerimizde küçülen oyuncaklarımız,  bin yıl yaşasak da dünya üzerinde, ömrümüzün bir kısacık gün olduğunun ilk habercileridir aslında ve bu yüzden eski oyuncaklarımızla baş başa kalmak hüzün verir bizlere…Çocuklar; anne, baba olmadan bilemezler onların da gözyaşlarının şahidi, en hisli vakitlerinin sırdaşı bir oyuncağın mutlaka olduğunu. Nihayet sona yaklaştığımızda anlarız, yeryüzünde, koca bir ömür içinde sahip olduğumuz ya da olduğumuzu sandığımız dünyaya ait tek varlığın oyuncaklarımız olduğunu ki onlar da bu dünyaya ait değillerdir aslında. Onları bambaşka bir dünyada önce tüm safiyetimizle var ederiz, hayallerimizle süsler sonra ruhumuzdan ruh üfler, nihayetinde varlığımızla bütünleştirir ve canımızdan can veririz onlara. Kırılan her oyuncak kırılmış bir çocuk kalbiyse, bu yüzdendir…İlkgençlik yıllarımızda dura dura hecelediğimiz hayat alfabesini oyunlar, oyuncaklar öğretir bize çocukluğumuzda.Sürgünlüğümüzün, dizkapaklarımızdaki dirseklerimizdeki yaraların tek ilacıdır bir oyuna dâhil olmak.Her oyun bir kapıdır ve oyuncaklar anahtarıdır o kapıların…</p>
<p> <a href="http://www.huseynkaya.com/75-huznun-uzak-sokagi.html#more-75" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/75-huznun-uzak-sokagi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>berat demirci ile yeni kitabı ve eskimeyen kitapları üzerine sohbet</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/74-berat-demirci-ile-yeni-kitabi-ve-eskimeyen-kitaplari-uzerine-sohbet.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/74-berat-demirci-ile-yeni-kitabi-ve-eskimeyen-kitaplari-uzerine-sohbet.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 13:45:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/74-berat-demirci-ile-yeni-kitabi-ve-eskimeyen-kitaplari-uzerine-sohbet.html</guid>
		<description><![CDATA[konuşturan: hüseyn kayaaz edebiyat dergisi, 7. sayı, haziran 2010—Deneme türü bazı kaynaklarda yazarın kendi kendisiyle hasbıhali olarak tanımlanıyor, sizi sizinle hasbıhal ettiren sebepler nelerdir?Döne döne “Kendi efkârımla okuryazarım!” deyişime de uyuyor sizin aktardığınız tanım. Ancak “deneme” kelimesi deneme tarzının ağırlığını ifade edemediği için midir bilinmez, bu türe mensup sayılan çoğu yazı “devran havadisi” ile meşgul. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">konuşturan: hüseyn kayaaz edebiyat dergisi, 7. sayı, haziran 2010—Deneme türü bazı kaynaklarda yazarın kendi kendisiyle hasbıhali olarak tanımlanıyor, sizi sizinle hasbıhal ettiren sebepler nelerdir?Döne döne “Kendi efkârımla okuryazarım!” deyişime de uyuyor sizin aktardığınız tanım. Ancak “deneme” kelimesi deneme tarzının ağırlığını ifade edemediği için midir bilinmez, bu türe mensup sayılan çoğu yazı “devran havadisi” ile meşgul. Usul açısından, zaman boyutunda geçmiş-bugün-gelecek ve mekân boyutunda mahallî-millî-evrensel dairesini sağlam kurmaya çalışıyorum; doğru kendi kendime konuşuyorum, ayna olmaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Bazı edebiyat otoriteleri, yazdıklarım konusunda fena halde ahkâm kesiyor. “Şu yazı iyi olmuş da, bunu anlamadık!”, “Bu yazı zamanında yazılmalıydı!” gibi zamane tenkitleri yahut “Hangi türe sokacağız bu yazıyı?” sadedinde gerilenler… Hiçbir ard niyetleri yok biliyorum ama yorulduklarına değmez; çokça görünmek, edebiyat ortamlarınca bilinmek umurumda değil; özellikle namlı kalemşorların böyle zahmetlere girmeleri beni mahcup eder, zaten kimseye mukabelede bulunacak basın yayın çevrelerinde de değilim. Gelenekten inhirafım yok; birilerine kendimi anlatmak, kabul ettirmek derdine düşecek ne zamanım var, ne niyetim, ne de enerjim. Yazarken deneme türünde yazıyorum gayretiyle de yazmadım, deneme dediler, desinler; ama demeseler de olur. Bir türün alışılagelmiş sınırlarının içine sığmak zorunda olmadığımı düşünüyorum. Donanmaya yazılan yahut donanmaya yazılmak için artistik patinaj yapanlardan değilim; korsanım. Hadi bir de “Bize Hayreddinli derler!” mısraını da ilave edeyim de ben sizin bildiğiniz korsanlardan değilim demiş olayım; korsanlığıma azıcık şerh olsun. <a href="http://www.huseynkaya.com/74-berat-demirci-ile-yeni-kitabi-ve-eskimeyen-kitaplari-uzerine-sohbet.html#more-74" class="more-link">(more&#8230;)</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/74-berat-demirci-ile-yeni-kitabi-ve-eskimeyen-kitaplari-uzerine-sohbet.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>kaza namazı</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/73-kaza-namazi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/73-kaza-namazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 10:29:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/73-kaza-namazi.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyn kaya
ben yine gelemedim ve yine döndü dünya
döndü dünya yüzünü nasırlaşan yüzüme
yanlış zamana açan mahcup çiçekler gibi
tutundum titreyerek bana bakmayan güne
bahanem bile yok ki biliyorsun halimi
şimdi ne desem sana kelimeler de senin
sulara saçlarını çözen söğütler gibi
eğiliyor kalbim de üstüne rahmetinin
az edebiyat, sayı:7, temmuz 2010
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hüseyn kaya</p>
<p>ben yine gelemedim ve yine döndü dünya<br />
döndü dünya yüzünü nasırlaşan yüzüme<br />
yanlış zamana açan mahcup çiçekler gibi<br />
tutundum titreyerek bana bakmayan güne</p>
<p>bahanem bile yok ki biliyorsun halimi<br />
şimdi ne desem sana kelimeler de senin<br />
sulara saçlarını çözen söğütler gibi<br />
eğiliyor kalbim de üstüne rahmetinin</p>
<p align="right">az edebiyat, sayı:7, temmuz 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/73-kaza-namazi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ortada</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/71-ortada.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/71-ortada.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 08:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/71-ortada.html</guid>
		<description><![CDATA[çözülmüyor kollarım acının bedeninden
surların önündeyim
suların arkasında
bana
beni böylece anlatın bir ayet ver
bitti işte ömrümü çelen çalan bu büyü
şimdi
yaralarımı öpüyorum her gece
bitti hiç söylemeden o sonsuz sessiz ezgi
al
nereye istersen savur şimdiden geri
hem yolum hem yolcuyum
hem dağım hem dağlanan
hem tufanım hem gemi
anasız kuzu gibi kaldı ömrüm ortada
beni hayata değil
beni kendine bağla
yitik düşler, mart 2002, sayı: 17
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>çözülmüyor kollarım acının bedeninden<br />
surların önündeyim<br />
suların arkasında<br />
bana<br />
beni böylece anlatın bir ayet ver</p>
<p>bitti işte ömrümü çelen çalan bu büyü<br />
şimdi<br />
yaralarımı öpüyorum her gece<br />
bitti hiç söylemeden o sonsuz sessiz ezgi</p>
<p>al<br />
nereye istersen savur şimdiden geri<br />
hem yolum hem yolcuyum<br />
hem dağım hem dağlanan<br />
hem tufanım hem gemi</p>
<p>anasız kuzu gibi kaldı ömrüm ortada<br />
beni hayata değil<br />
beni kendine bağla</p>
<p align="right">yitik düşler, mart 2002, sayı: 17</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/71-ortada.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>hicret</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/70-hicret.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/70-hicret.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 08:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/70-hicret.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyn kaya
nasıl olsa bir daha yolun düşmez yoluma
nasıl olsa öldürür nasıl olsa bu kahır
ve düşmez nasıl olsa yüzün yüzüme daha
kalsın ağrım altında böyle benimle bu sır
sen hayat de ben ağu, araya koyduğuna
sen hayat de varımdan yoğumdan olduğuma
ey gönlüme sığıp da sığmayan hikâyeme
sen hayat de bu acı kıyıya vurduğuma
yağmalanmış ömrümün yasını tutuyorum
eşiğinde hicrete açık kapılarının
yalnız ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hüseyn kaya</p>
<p>nasıl olsa bir daha yolun düşmez yoluma<br />
nasıl olsa öldürür nasıl olsa bu kahır<br />
ve düşmez nasıl olsa yüzün yüzüme daha<br />
kalsın ağrım altında böyle benimle bu sır</p>
<p>sen hayat de ben ağu, araya koyduğuna<br />
sen hayat de varımdan yoğumdan olduğuma<br />
ey gönlüme sığıp da sığmayan hikâyeme<br />
sen hayat de bu acı kıyıya vurduğuma</p>
<p>yağmalanmış ömrümün yasını tutuyorum<br />
eşiğinde hicrete açık kapılarının<br />
yalnız ve yabancıyım, üstelik üşüyorum</p>
<p>mor dağlara saldığın suskun menekşelerin<br />
ve dağımda patlayan kızıl güllerin için<br />
ve en çok senin için hep en çok senin için<br />
ben seni ağlayarak gideceğim ülkemden</p>
<p align="right">yitik düşler, ağustos 2001, sayı: 10</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/70-hicret.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>melâl bahçesi</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/69-melal-bahcesi.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/69-melal-bahcesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Jun 2010 16:49:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/69-melal-bahcesi.html</guid>
		<description><![CDATA[ hüseyn kaya
her çiçeği süsler ölüm korkusu
güz ne kadar uzak durursa dursun
perdelere sinmiş yağmur kokusu
anneniz uyuyor çocuklar susun
bulutlar da yorulur sözcükler de
uzak rüyaların karanlığında
eğlense de ovaların gönlünde
yalnızdır ırmaklar haritalarda
ve kalp de yorulur hep titremekten
bir gülün üstüne gülden habersiz
göçüyorum parça parça gölgemden
ah çocuklar sararıyor bahçemiz
istanbul bir nokta dergisi, sayı: 101
haziran, 2010
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> hüseyn kaya</p>
<p>her çiçeği süsler ölüm korkusu<br />
güz ne kadar uzak durursa dursun<br />
perdelere sinmiş yağmur kokusu<br />
anneniz uyuyor çocuklar susun</p>
<p>bulutlar da yorulur sözcükler de<br />
uzak rüyaların karanlığında<br />
eğlense de ovaların gönlünde<br />
yalnızdır ırmaklar haritalarda</p>
<p>ve kalp de yorulur hep titremekten<br />
bir gülün üstüne gülden habersiz<br />
göçüyorum parça parça gölgemden<br />
ah çocuklar sararıyor bahçemiz</p>
<p align="right">istanbul bir nokta dergisi, sayı: 101<br />
haziran, 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/69-melal-bahcesi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>hüseyin kaya anlattı&#8230;</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/68-huseyin-kaya-anlatti.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/68-huseyin-kaya-anlatti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 12:10:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>

		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/68-huseyin-kaya-anlatti.html</guid>
		<description><![CDATA[

Konuşturan: Nurettin Durman
29 Mayıs 2010 Cumartesi
kaynak: www.dunyabizim.com
Hüseyin Kaya Sivas’ta yaşıyor.
Öğretmen.
Sühan dergisini çıkardı. Sühan dergisinde uzun süre şiire yer vermedi sayfalarında. Halbuki dergiye yazı verenlerin yüzde 98’i (yanılmıyorsam) şair kişiliğiyle tanınmış isimlerdi. Nedense ona göre iyi şiirler yazılmıyordu, kendisi Sühan’ını matbaaya vermek için çabalarken. Tabii kendisi de şair olarak tanınıyordu ama dergisinde şiire yer yoktu. Çekil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 11" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 11" /></p>
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 11" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 11" />
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:WordDocument>   <w:View>Normal</w:View>   <w:Zoom>0</w:Zoom>   <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone>   <w:PunctuationKerning/>   <w:ValidateAgainstSchemas/>   <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid>   <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent>   <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText>   <w:Compatibility>    <w:BreakWrappedTables/>    <w:SnapToGridInCell/>    <w:WrapTextWithPunct/>    <w:UseAsianBreakRules/>    <w:DontGrowAutofit/>   </w:Compatibility>   <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel>  </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156">  </w:LatentStyles> </xml><![endif]-->Konuşturan: Nurettin Durman
<p align="right">29 Mayıs 2010 Cumartesi<br />
kaynak: www.dunyabizim.com</p>
<p><em>Hüseyin Kaya Sivas’ta yaşıyor.<br />
Öğretmen.<br />
Sühan dergisini çıkardı. Sühan dergisinde uzun süre şiire yer vermedi sayfalarında. Halbuki dergiye yazı verenlerin yüzde 98’i (yanılmıyorsam) şair kişiliğiyle tanınmış isimlerdi. Nedense ona göre iyi şiirler yazılmıyordu, kendisi Sühan’ını matbaaya vermek için çabalarken. Tabii kendisi de şair olarak tanınıyordu ama dergisinde şiire yer yoktu. Çekil Gideyim Hayat, çıkardığı şiir kitabına isim oldu. Şimdi görünüyor yavaştan yavaştan dergilerde şiirleriyle. O arada iyi bir şiir kitabı da çıkarmıştı şiirsizlik var sandığı piyasada. Halbuki edebiyat dünyası bazen görünmez gibi işler yapar ama sonrasında o yapılmış işlerin iyi işler olduğu ortaya çıkmış olur. Öyle bir şey işte… Âlemse devran eder.<br />
Yazmak yazılmışsa ne yapılsa boşunadır. Hikâyecinin dediği gibi: “Yazmasaydım çıldıracaktım. Kalemi elime aldım…” Böyledir yani.<br />
Hüseyin Kaya ile bir Viranşehir gezimiz vardır.<br />
Muhabbetin ve dostluğun tanış olduğu, pekiştiği bir gezi.<br />
Diyarbakır Havaalanı’nın önünden Müştehir Karakaya ile şehre doğru bir yürüyüşleri vardır.<br />
Velhasıl bir soruda dergisizlik üzerine olmalıdır elbet…</em></p>
<p><strong>Çocukluğunuz nasıl geçti?</strong></p>
<p>Çocukluğumun bir kısmı köyde geçti. Belki de bu yüzden iki cami arasında kalan bînamaz gibi ne köy çocuğu oldum ne de şehirli bir çocuk gibi geçirebildim çocukluğumu. Yalnız bir çocukluktu yani yaşadığım. Akşamları mesaiye kaldığı için geç gelen, hafta sonları da çalışmak zorunda kalan babam bize çok vakit ayıramadı o yıllarda. Tek şansım çocukluğumun hep bahçeli evlerde geçmesi oldu sanırım. Okumayı öğrendikten sonra arkadaş ihtiyacı da hissetmedim zaten. Ders kitaplarındaki örnek metinlerle başlayan okuma hevesim bir zaman sonra kitapların eşiğine bıraktı beni. Televizyonun çok uzun zaman sonra girdiği evimizde kitaplardan ve radyo tiyatrolarından ibaret küçük bir dünyam vardı.</p>
<p>Hülasa içine kapanık ve yalnız bir çocukluktu yaşadığım. Hep köyü; kuzuların peşinde koştuğum, gözelerden su içtiğim yerleri özlerdim, iyi hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Yazmaya ve okumaya dair teşvik edenler var mıydı?</strong></p>
<p>Evet, yazıyla, okumayla ilgilendiğimi bilen hocalarım, büyüklerim, arkadaşlarım hep önümü açma endişesi taşıdılar bunu hep fark ettim. Bilhassa lisede edebiyat öğretmenlerim Gönül Çubukçu ve Mehmet Konukçu; üniversite hocalarımdan Bekir Oğuzbaşaran ve Nazım Hikmet Polat öğrencileri olduğum demlerde her anlamda bana “hoca”lık ettiler diyebilirim.</p>
<p>Yine üniversite yıllarımda öğrencisi olduğum iki edebiyat fakültesinde de sınıf arkadaşlarım edebî faaliyet anlamında “yapalım” dediğim her faaliyette yanımda bulundular. Orta yaşlara doğru ise Ahmet Turan Alkan Hoca, sağ olsun, teşviklerini ve desteklerini esirgemedi. Tüm bunlar yazmaya ve okumaya olan hevesimi ve sonraki dönemde bağımı pekiştirdi elbette.</p>
<p>Lise öğrencisi iken Sait Türkoğlu Hocamızın yalnızca iki sayı çıkarabildiği “Kıvılcım” isimli dergi, adımı sayfalarında gördüğüm ilk dergidir. Her iki sayısında da birer şiirim vardı derginin. Dergi 1992 ve 93 yıllarında çıkmıştı.</p>
<p>Okuduğum ilk kitap Balina Avcıları idi. Şiir adına okuduğum ilk şiir üstadın “Kaldırımlar” şiiriydi. Sur, okuduğum ilk dergiydi. İlk diyebileceğim bir gazete ve yazı hatırlamıyorum maalesef.</p>
<p><strong>Şiir yazdınız ve yayınladınız. Neler hissettiniz?</strong></p>
<p>Bazı sabahlar bilhassa bahar sabahları insan sokağa çıkar da sonsuz bir hayat sevinci dolar ya içine, öyleydi sanırım ilk şiirimi dergi sayfalarında gördüğümde. Çocuksu ve saf…  Şiir kitabımı elime aldığımda da aynı çocuksu heyecanı yaşadım. Dünyada olduğumu, elimde tuttuğum kitabın dünyada benden çok kalacağını düşündüm.</p>
<p><strong>Yazar olmak için bir çabanız oldu mu, neler yaptınız yazar olmak için?</strong></p>
<p>Bilhassa ilk gençlik yıllarımda bir hırs vardı bir şeyler olabilmek, bir yerlere gelebilmek adına. Ancak zamanla gördüm ki yazarlık, basamakların en yukarısında daima ulaşmak için çalışılacak bir yer, bir meslek ya da kişilik değil. Yazmak, hayatın neresinde olursanız olun, yanı başınızda sizinle yürüyen ve yüzüne baktıkça, size tebessüm ettikçe sizi mutlu kılan bir yoldaş. Ya da uzun bir yolu yalnız başınıza yürürken kendi kendinize söylediğiniz, içlendiğiniz, mutlu olduğunuz bir türkü… Tüm bunlar yazarlığın, kişinin derununda kendiliğinden açan bir çiçek olduğu anlamına gelmez elbette. Çıkardığım dergiler, yazdığım dergiler, okuduğum kitaplar, katıldığım programlar hep bir gayret ve emek değil mi bu yolda sarf edilmiş. Her şey meşk ile bu dünyada. Yazmak da öyle galiba…</p>
<p><strong>Bir de dergi çıkarıp o kadar teferruatla uğraştıktan sonra dergiyi kapattınız. Dergisizlik özlemi çekiyor musunuz? Nasıl bir şey dergisiz kalmak?</strong></p>
<p>Her zaman değil; ama zaman zaman oluyor özlem. Bizim çıkardığımız dergilerde hep bir duygusal taraf vardır, biliyorsunuz. Biz dergi çıkarırken âşık olduğumuz zamanlardakine yakın heyecanlar, hevesler, ümitler büyütürüz içimize. Çoğu zaman çocuğumuza gösterdiğimiz şefkat ve özeni dergilerimize de gösterir; ona bir şahsiyet atfeder; onu, bir canlıyı sever gibi severiz. Belki doğru bir yaklaşım değil bu ve bu yüzden dergicilere biraz hasta gözüyle bakılır bizim camiada.</p>
<p>Evimizin bahçesinden yol geçmesi ya da köyümüzün baraj altında kalması gibi bir şey bir derginin kepenklerini indirmek. Biraz da kiraya çıkmak gibi; işe, eve kendi aracınız yerine belediye otobüsüyle gidip gelmek gibi. Zaman zaman güzel isimler geliyor aklıma, ‘bundan bir dergi ismi olur’ deyip not alıyorum kenara ya da güzel kâğıtlar gördüğümde, ‘buna ne güzel dergi basılır’ dediğim oluyor. Hevesim ve heyecanım hep var ancak cesaretim yok maalesef yeni bir dergiye başlayabilmek için.</p>
<p><em><strong>Nurettin Durman epeydir görüşmediği bir dostuyla söyleşti…</strong></em></p>
<p>http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=3711</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/68-huseyin-kaya-anlatti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>bir ömür; iki hece</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/67-bir-omur-iki-hece.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/67-bir-omur-iki-hece.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 20:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/67-bir-omur-iki-hece.html</guid>
		<description><![CDATA[

Hüseyn Kaya
  

Hangi dilde olursa olsun bazı kelimelerin kalbe, zihne düşürdüğü şeyler birbirine benzer. Baba; bu tür kelimelerden biridir çocukluğunu geride bırakmış çoğu kimse için.
Babam hep, baba olunca anlarsın, derdi anlayamadığımı düşündüğü durumlarda. Yıllar sonra bir kez daha onun haklı olduğunu görmek hüzünle karışık bir güzelliği yaşatıyor kaç zamandır bana. Baba oldum ve baba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 11" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 11" /></p>
<p align="right">
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:WordDocument>   <w:View>Normal</w:View>   <w:Zoom>0</w:Zoom>   <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone>   <w:PunctuationKerning/>   <w:ValidateAgainstSchemas/>   <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid>   <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent>   <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText>   <w:Compatibility>    <w:BreakWrappedTables/>    <w:SnapToGridInCell/>    <w:WrapTextWithPunct/>    <w:UseAsianBreakRules/>    <w:DontGrowAutofit/>   </w:Compatibility>   <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel>  </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156">  </w:LatentStyles> </xml><![endif]-->Hüseyn Kaya<br />
<style> <!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --> </style>
<p><!--[if gte mso 10]></p>
<style>  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} </style>
<p> <![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <o:shapedefaults v:ext="edit" spidmax="1026"/> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <o:shapelayout v:ext="edit">   <o:idmap v:ext="edit" data="1"/>  </o:shapelayout></xml><![endif]--></p>
<p class="MsoNormal">Hangi dilde olursa olsun bazı kelimelerin kalbe, zihne düşürdüğü şeyler birbirine benzer. Baba; bu tür kelimelerden biridir çocukluğunu geride bırakmış çoğu kimse için.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Babam hep, baba olunca anlarsın, derdi anlayamadığımı düşündüğü durumlarda. Yıllar sonra bir kez daha onun haklı olduğunu görmek hüzünle karışık bir güzelliği yaşatıyor kaç zamandır bana. Baba oldum ve baba kelimesi yeniden yeşerdi, yer belirledi kendine zihnimde. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıllardır belki de göremediğim için ihmal ettiğim bir çocukluk bahçesini; babamı, hece hece yeniden yazıyorum kalbimin kuytu duvarlarına ve benim için her geçen gün daha da dokunaklı geliyor bu iki hecelik kelimeyi telaffuz etmek ya da başkalarından duymak. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazen babama hissettirmeden yüzünde yüzümü arıyorum, o konuşurken sesinde sesimi duymaya, bulmaya çalışıyorum. Anakaradan kopmuş küçük, ıssız bir ada gibi hissediyorum o zaman kendimi… Issız ve uzak bir ada. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong>Baba Kokusu Yahut Gizli Sevda</strong><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şair, Hayatta ben en çok babamı sevdim, diyor ya ben de hayatta en çok babamı sevdim ve biliyorum siz de her vakit itiraf edemeseniz de babanızı sevdiniz en çok. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kez bile yüzüne karşı sevdiğimizi söyleyemediğimiz, kaç kez niyetlendiğimiz, belki provasını yaptığımız ancak bir türlü dilimizin dönmediği, kelimelerin hep kifayetsiz kaldığı gizli bir sevdadır baba sevgisi çoğumuz için, uzaktan öylece yaşarız bir ömür. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne başımız yerde yanına yaklaşıp boynuna sarılabilirsiniz ne de kendinizi onun kollarına bırakabilirsiniz… Serin bayram sabahlarında yahut gurbet dönüşlerinde hasretten çok bu arzu yaşartır gözlerinizi kimseye belli etmeseniz de. Hep yarım kalmış bir sarılmak acıtır kollarınızı. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Resmini cüzdanınızda taşısanız da, çıkarıp bir tenhada bakamazsınız her vakit. Duvarınıza astığınız siyah beyaz fotoğrafıyla göz göze gelmekten dahi çekindiğiniz vakitler olur. Kurtulmak için ağırlığından başkalarına dağıtırsınız onun için biriktirdiğiniz gözyaşlarını, şiirleri. Oysa kime ne kadar ağlarsanız ağlayın, babanızın omzuna dökülmek için üç beş damla gözyaşı hep kalacaktır gözpınarlarınızda ve kime ne kadar sarılırsanız sarılın kollarınızda hep kalacaktır babanıza sarılamayışın ağırlığı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir bahçedir babanızın ömrü sizin ayaklarınız altına serilmiş. O bahçede büyür, olgunlaşır, o bahçeyi süslersiniz. Aydınlık yaz günleriniz ve çocukluğunuz, küçük hatırasıdır o bahçenin. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong>Her Çocuğun Yarası</strong><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><span>            </span>Her çocuğun, kabuğunu ne zaman kavlatsanız kanayan ve asla iyileşmeyen yarasının adıdır baba. Yavru kuzular gibi ayakta durmaya, adım atmaya çalışırken, küçücük elimizin tütün kokan avucunda kaybolduğu koca çınardır baba. Küçük dünyamızdaki tüm çocukların babasını dövebilecek güçte bir kahraman, tüm sorulara cevap verebilecek bilgedir filmler, kitaplar bizi kandırıncaya kadar. Saçımıza değen ilk makastır baba. İlk güreş tuttuğumuz, bayramlarda elini ilk öptüğümüz, sert sakalları çizse de yüzümüzü, sesimizi çıkarmadan nazlı kediler gibi habire yanağımızı yüzüne uzattığımızdır o.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir akşam sofrasında işten gelişi tüm aile tarafından her gün aynı heyecanla beklenilendir, azıcık eve geç kalsa körpe kalplerimizi küçücük serçelerin kalbine çevirendir baba. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bizi en çok anlayan, bizi hiç anlamayan ilk gençlik yıllarımızda yufka yüreğiyle eğilip ağrılı kalbimize bakmaktan çekinen ve uçurumların kenarından bizi çekendir baba. Kalbimizde patlayan ilk azar onun kalın sesidir unutulur içinde aktığımız ırmaklar duruldukça. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yarası hiç kabuk bağlamayanlarımız da vardır elbet ömrü boyunca. Sevdayı yalnız filmlerden, kitaplardan bilenler gibi babasını daima başkalarından dinlemek zorunda kalanlarımız, siyah beyaz resimleri kalbinde renklendirip duvarlarına asanlarımız vardır ve biliriz; babasız evlerde akşam erken olur, babasız çocukların yüreği bedeninden önce büyür, babasız kuşlar biraz geç öğrenir uçmayı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong>Çoğalan Yalnızlık</strong><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yorgun gemiler nasıl özlerse açık denizlerde limanlarını, baba da öyle özlenir kendisinden uzakta. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Boğazınızda öylece kalan bir türlü yutkunamadığımız koca bir düğümdür ondan uzakta olmak. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Seneler geçse de bazen geriye döner döner ararsınız yolun karşısına geçerken, okula, bakkala giderken arkamızdan bakan şefkat dolu gözleri. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evlenip de ayrıldığımızda evimizden ya da uzak şehirlere gittiğimizde türlü sebeplerle; kocaman bir çınarın gölgesinden, bir dağın duldasından ayrıldığınızı hisseder, üşürsünüz. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Uzun yolculuklarda, ayrılıklarda yanınızda büyüdükçe büyür babanızın yokluğu ve içine düşmekten korktuğunuz karanlık koca bir uçuruma dönüşür. O yoksa yanınızda yakınınızda, su içen ceylanlar gibi ürkek ve tedirgin kalırsınız hayatın kıyısında. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaç yaşında ve kaç çocuklu olursanız olun kendinizi güvende hissetmenin tek yoludur babanın dizleri dibinde oturmak, onunla aynı sofrayı paylaşmak. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yorgun gemiler nasıl özlerse açık denizlerde limanlarını, baba da öyle özlenir kendisinden uzakta. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><strong>Oğul Kokusu Yahut Gizli Sevda</strong><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görünenin, bilinenin aksine gevrek ve yufkadır aslında babaların da kalbi ve kırılsa da sesini duyurmazlar çocuklarına. Ağlamamaya, az konuşmaya az gülmeye mecbur kılınmışlardır sebepsiz. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onların da kalbinde bir türlü söyleyemedikleri bir çift söz ve kollarında seğirmeler vardır aynı sevdaya dair&#8230; Ömürlerinin uzunluğunca özler ve beklerler okul dönüşlerinizi, hafta sonu ziyaretlerinizi, izne, tatile gelişlerinizi. Sizi beklerken onların da yaşlı kalbi heyecandan titrer. Onların da size söyleyemediği sözler, boğazına düğümlenen sebepsiz mutluluklar kederler vardır sizin yüzünüze bakarken, size sarılıp da hissettirmeden sizi koklarken. Ya bir duvarda ya ceplerinin bir köşesinde mutlaka bir resminiz vardır arada bir içlenerek çıkarılıp seyredilen. Onlar da size fark ettirmeden ararlar sizin yüzünüzde kendi gençliklerine dair çizgileri, izleri… <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her baba, kendisinin devamı gibi görür çocuğunu ve o yüzden yarım kalmış umutlarının, hayallerinin izini işaret eder size; siz devam edin, diye. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Farkında olsanız da olmasanız da biraz da onların dualarıdır yolunuzu açan aydınlatan. <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çocukları tamamlasın için, yarım kalmış bir şiir, bir şarkıdır babaların ömrü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center">***<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center" align="center"><em><strong>Bana Bir Masal Anlat Baba</strong><o:p></o:p></em></p>
<p class="MsoNormal">Hepimiz aynı masalın içinden geçiyoruz galiba. Önce bir babaya oğul oluyoruz, sonra bir oğula baba… Bu yüzden yıllar geçtikçe daha iyi anlıyoruz babamızı ve aynaya baktığımızda kendimizin yerinde zaman zaman onu görüyoruz.</p>
<p><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 11" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 11" /></p>
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:WordDocument>   <w:View>Normal</w:View>   <w:Zoom>0</w:Zoom>   <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone>   <w:PunctuationKerning/>   <w:ValidateAgainstSchemas/>   <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid>   <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent>   <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText>   <w:Compatibility>    <w:BreakWrappedTables/>    <w:SnapToGridInCell/>    <w:WrapTextWithPunct/>    <w:UseAsianBreakRules/>    <w:DontGrowAutofit/>   </w:Compatibility>   <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel>  </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156">  </w:LatentStyles> </xml><![endif]--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/67-bir-omur-iki-hece.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>hatıra</title>
		<link>http://www.huseynkaya.com/66-hatira.html</link>
		<comments>http://www.huseynkaya.com/66-hatira.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 07:34:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>huseynkaya</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[yeni eklenenler]]></category>

		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.huseynkaya.com/66-hatira.html</guid>
		<description><![CDATA[hüseyn kaya
herkes unuttu beni bu kıyısında nehrin
kırılan aynaların en uzağında yüzüm
kokusu yok adı yok rengi yok çiçeklerin
bitmeyen bir gecenin rüyası her gördüğüm
siyah bir kumaş gibi dokuduğum kederi
ağartmaya yetmedi gözyaşı meleklerin
ömrümün ortasında hatırasıyım şimdi
paslı kelimelerden düşen ümitlerimin
ocak 2010
az edebiyat dergisi sayı: 6
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong>hüseyn kaya</strong></p>
<p>herkes unuttu beni bu kıyısında nehrin<br />
kırılan aynaların en uzağında yüzüm<br />
kokusu yok adı yok rengi yok çiçeklerin<br />
bitmeyen bir gecenin rüyası her gördüğüm</p>
<p>siyah bir kumaş gibi dokuduğum kederi<br />
ağartmaya yetmedi gözyaşı meleklerin<br />
ömrümün ortasında hatırasıyım şimdi<br />
paslı kelimelerden düşen ümitlerimin</p>
<p align="right">ocak 2010<br />
az edebiyat dergisi sayı: 6</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.huseynkaya.com/66-hatira.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
