yastık kenarı

Tarih : Şubat 27, 2009

hüseyin kaya

düştü dedim kırıldın saçlarımda beyaza
kırıldın ve kapandı kirpikleri kalbimin
bense kırılır diye dolaştım kıyısında
senin hayallerinin benim hayallerimin

düştü gökten üç elma senin için  üçü de
senin için bu bahçe bu gökyüzü yıldızlar
rüyalar işlemiştin yastığıma gül diye
anne o günden beri ağlıyor papatyalar

 

yaz, 2008.
yağmur dergisi
ocak, şubat, mart 2009

İlgili kategori : yeni eklenenler | 1 yorum yapılmış.

hatıralarımızın son kalesi sivas istasyonu…

Tarih : Şubat 11, 2009

hüseyin kaya

Biz mekanlarda yaşamayız aslında, mekanlar bizim içimizde yaşar ve yaşadıkça değerini orada bulur. Zaman geçtikçe bizden ona, ondan bize efsunlu bir şeyler siner. Bir zaman sonra onun da ruhunun olduğunu düşünür, ona bir canlı gibi bakmaya başlarız. Yaşadığımız mahalle, oturduğumuz ev, her gün adımladığımız yol ya da çocukluğumuzu geçirdiğimizi köy bu yüzden mühimdir ve ana, baba, kardeş gibi rüyalarımıza girer, çağırır kendine ondan uzak düştüğümüzde bizi.
Boş alanlarından sürekli hoyrat binaların yükseldiği, müstakil evlerin bir soykırım edasıyla kazınarak yerine apartmanların kondurulduğu, yolların bağrının kazınmaktan ve asfaltla yamanmaktan, kaldırımların değiştirilmekten yorgun düştüğü bir şehirde yaşıyorsanız ancak el değmemiş, göz dikilmemiş mekanların bir anlamı kalmıştır dünyanızda. Biraz avunmak, dünyanın telaşından ve sıkıntılarından kısa bir süreliğine de olsa kurtulmak için bu türden mekanlara atarsınız kendinizi. Şehrin başka taraflarında iş makineleri muzaffer tanklar gibi gömülü hatıralarınızın üzerinde gezinirken, siz; o mekanda çocukluğunuzu, gençliğinizi hatırlar, gerçekleşmemiş hayallerin, tükenmiş umutların kapısında savrulursunuz. Bazen içiniz ferahlar, aydınlanır oraya vardığınızda, hatıralar buğulu bir pencerenin ardında canlanmaya başlar. Bazen de bir şeyler düğümlenir boğazınıza, uzun bir ayrılıktan sonra babanıza hasretle sarılmış da ağlayamamışsınız gibi.
“Tren Gider Ben Kalırım”
Anadolu’nun benzer pek çok şehrinde olduğu gibi Sivas’ta da hoyrat ellerin değmediği değemediği nadir mekanlardan biridir tren istasyonu. Belki de bu yüzden her mevsim sıcacıktır ve herkesin içinde de sıcak bir yeri vardır onun. Yalnızca bu şehirde yaşayanların değil, bu şehirden trenle bir gece yarısı geçmiş insanların dahi mevzubahis olduğunda Sivas İstasyonuna dair söyleyecek üç beş kelamı her zaman olmuştur. Dayanılmaz vedalar, acılar, yoksulluklar yaşansa da eteğinde herkes memnundur ondan. Hem yalnız ayrılıklara değil, vuslatlara sevinçlere de şahit olur onun yorgun taş duvarları ve bilir gibi insanların kendisi hakkında ne düşündüğünü, şehrin bir kenarında yıllar yılı şehre geleni karşılar şehirden gideni uğurlar. İnşa edildiği günden beri taştan bir kale gibi hep vakur ancak bir o kadar da mahzun çıkmışsa fotoğraflarda biraz da bu yüzdendir. Adını kendisinden alan İstasyon Caddesi, ihlali mümkün olmayan bir sınır çizgisi gibi korur onu gündelik telaşların basitliğinden zira orası yalnızca iki rengin bulunduğu başka bir dünyadır ve türküler, ağıtlar ayrılıklar başka hiçbir yerde olmadığı kadar orada canlıdır. …devamını okumak için tıklayınız..

İlgili kategori : yeni eklenenler | 1 yorum yapılmış.

kalbimden geçen yolcu

Tarih : Şubat 11, 2009

hüseyin kaya


Zannedilenin aksine, hayatımızın herhangi bir noktasında hikayemize dahil olan küçücük anlar, hatalar ya da ilk zamanlar umursamadığımız, farkında olmadığımız karşılaşmalar kaderimizi, geleceğimizi belirler çoğu zaman. Aşklar, evlilikler, dostluklar, seçtiğimiz meslek, yaşadığımız mahalle, hasılı ömrümüz, kaderin ördüğü bu türden ağlarla birbirine bağlanmıştır da yıllar sonra farkına varırız bu durumun.
1992 senesinin sonbaharıydı, okullar henüz açılmıştı ve ben sınıfına küskün bir lise son sınıf öğrencisiydim Mehmet bey Güzel Konuşma ve Yazma dersimize ilk kez girdiğinde. Sınıfıma gerçekten küskündüm ve oturduğum arka sıranın yönünü duvara çevirmiştim. Bu durum Mehmet beyin de dikkatini çekmiş olmalı ki dersin sonuna doğru yanıma gelerek bir müddet benimle sohbet etti. Okulumuzdaki Edebiyat öğretmenlerinin çoğu, Haşim’in ifadesiyle edebiyatçıdan ziyade edebiyat memuruna benziyordu ama Mehmet beydeki farklılıkları daha ilk ders sezmiştim. Sezai Karakoç ve Cemil Meriç’i tanıyor olması bile onu önemsememi gerektiren bir durumdu. Ders kitabındaki metinleri okutarak, okuduğumuzu anladık mı sorularını cevaplatmak, zilin çalmasını beklemek yerine bizlere bir şeyler sezdirmeye, anlattırmaya çalışıyor, Batı edebiyatından, Rus edebiyatından bazen adını ilk kez duyduğumuz yazarlardan, şairlerden bahsediyordu. Yalnızca benim değil neredeyse tüm arkadaşlarımın dikkatini çekmişti onun bu alışık olmadığımız türden öğretmenliği, ancak iki hafta sonra Mehmet beyden bizim sınıf alındı ve onun yerine başka bir öğretmen dersimize gelmeye başladı. Okul idaresine ısrar ettiysek de bir faydası olmadı ısrarlarımızın.
Aradan birkaç hafta daha geçmiş, güz yağmurları başlamıştı. Karanlık, yağmurlu bir gündü. Okul çıkışında çarşıya inmiş, avare avare akşama kadar dolaşmıştık iki arkadaşımla. Biraz da ıslanmıştık. Tam takatimizin kesildiği ancak eve gitmeyi de göze alamadığımız bir vakitte meşhur Çerkez’in Kahvesi’nin yakınlarında bir ara sokakta karşılaştık Mehmet beyle. İçten ve sıcak bir tavırla evine, çaya davet etti bizi. Bekar olduğunu biliyorduk, evinin yakın olduğunu da öğrenince düşünmeden teklifini kabul ettik. Arkadaşlar ona karşı biraz çekingen ve önyargılı davranıyorlar, bunu da çok belli ediyorlardı ancak Mehmet beyin evini, kitaplarını gördükten sonra biraz daha ısındım ona ve kendimden de bir şeyler buldum sanırım onun dünyasında. Daha evvel derste anlattıklarıyla çelişmiyor, bilakis örtüşüyordu hayatı. Bizlere hep; okuyun, diyen; ama kendisi ders kitabından başka bir şey okumayan öğretmenlerimizden değildi en azından. Duvarlarda kurumuş yapraklar ve küçük manzara kartpostalları, masanın üzerinde kitaplar ve enstrümantal müzik kasetleri vardı. Arkadaşlar, mekânın bir cemaat evi olduğu fikrinde ısrar ettilerse de ne masadaki kitapların ve kasetlerin ne de yaptığımız sohbetin, muhabbetin o tarz bir rengi yoktu.
Dersimize girmiyor olsa da, teneffüslerde, nöbet günlerinde okulda görüşmeye devam ettik Mehmet beyle. Aramızda çok büyük bir yaş farkı yoktu ve beni anlıyor, dinliyor, yeri geldiğinde bana tavsiyelerde bulunuyordu. Onunla başlayan dostluğumun ardından çoğu kişiyle daha önceden kurulmuş gereksiz münasebetlerim kendiliğinden koptu. Lise çağlarımın boğucu karanlığından, ergen bunalımlarının çoğundan, onun kitaplarından dünyama yansıttığı aydınlık sayesinde bir süreliğine de olsa kurtuldum. Hayat o yaşlarda dert, sıkıntı olmaktan çıkıp, keşfedilecek bir yolculuğa dönüştü. Eşyaya dünyaya ve kendime yeniden bakmayı öğrendim. Her soruna bir çözümü, her ağuya bir panzehiri mutlaka vardı. Daraldıkça, sıkıldıkça, boğuldukça yanında buldum kendimi. Hesse, Gide, Exupery, Tolstoy, Tagore, Rilke, Goethe, Andersen ve diğerleri… Hepsini onun sayesinde okudum ve sevdim. Sivas’taki kitapçılarda bir ömür arasam bulamayacağım pek çok kitabı ya tatil dönüşlerinde kendisi getirdi ya da bir vesile ile temin etti. Altı çizili satırlar, küçük kâğıtlara alınan notlar ve okudukça aydınlanan, ışıldayan sayfalarla bitirdim liseyi.
İlk dergi tecrübelerim diyebileceğim, Mehmet beyle öğrenci yazılarından seçerek oluşturduğumuz, Çiçek Ülkesi Yazıları ve Öylesine isimli iki güzel fanzin de yine o yıllara ait bir hatıra defteri gibi halen durur kitaplarımın arasında.
Mehmet beyin öğretmenliği, dostluğu, ağabeyliği hiçbir zaman okul ile başlayıp bitecek türden olmadı. …devamını okumak için tıklayınız..

İlgili kategori : yeni eklenenler | Hadi yorumla!

|

sayfalarım

  • biyografi
  • konuşmalar
  • yazılar

kategoriler

  • hakkında
  • kitaplar
  • şiir
  • sivas
  • yeni eklenenler

son yazılarım

  • gelenek ve şiir soruşturması
  • kalbimizin durgun kıyısı
  • defter
  • radyo mu dediniz
  • dünya hâli
  • türkülerin söylediği bursa
  • bahar şarkısı
  • kış güzeli
  • kedi güzellemesi
  • hayal defteri
  • ismail karakurt’la mülakat
  • güz bahçesi

mecmuâ

  • 2011
  • 2010
  • 2009
  • 2008

sühan dergisi arşivi

  • sayı 1
  • sayı 2
  • sayı 3
  • sayı 4
  • sayı 5

bağlantılar

  • a.turan alkan
  • halil rıfat paşa lisesi
  • kyk
  • sibirya mektupları
  • sühan dergisi

Turan Değerli desteği ile hazırlanmıştır.
Tüm hakları ©2008 Hüseyin Kaya üzerinde saklıdır.

kyk başvuru tarihleri 2011 - prefabrik - pvc banyo dolapları - sivas oto - e-okul - Korkmaz Morg - Cenaze Morgları - Morg Kabinleri - Morg Sistemleri - Morg Üniteleri - Morg Ünitesi - Soğuk Oda - Soğuk Depo - Soğuk oda - Soğuk hava deposu - Soğuk Oda -Soğuk Hava - Soğuk Oda - Soğuk Hava Deposu -
Web Stats