AdderallXanaxCialis online

hayatın bilgece yorumu: çekil gideyim hayat

Tarih : Ocak 28, 2009

hayatın bilgece yorumu: çekil gideyim hayat

fatma esti
kaynak: berceste dergisi, s.65, kasım, 2007.

Attila İlhan, bir şiirinde der ki: sevmek kimi zaman rezilce korkuludur/insan bir akşamüstü ansızın yorulur/tutsak ustura ağzında yaşamaktan. Kesin bir gerçektir hayatın çoğu insan için korkulu bir tutsaklık olduğu. Hükmünü acımasızca kullanan, ezen, kaygı veren, değiştiren bir tutsaklık. Bu anlamda Hüseyin KAYA’nın ilk şiir kitabı hayatın hükmünü hiçe sayan, kurallarını geçersiz kılan, hüznü ve kaygıyı bilgece bir hamleyle görkemli bir zenginliğe çeviren bir kitaptır.
Lamure yayınlarından çıkan ÇEKİL GİDEYİM HAYAT, kapak resmiyle de ilginç bir kitap. Ön kapakta bulunan çizgilerle dolu bir ağaç gövdesi ters bir simetriyle arka kapağa da yerleştirilmiş. Bu kapak resminin ne denli isabetli bir seçim olduğunu anlamak için şiirleri okumak yeterli.
Kitaptaki şiirler Hüzünler Evi ve Kervanlardan Saklanan adlı iki bölümde toplanmış. Birinci bölümde on sekiz, ikinci bölümde on iki şiir bulunuyor. Her iki bölüme de adını veren başlıkların altında Hz. Muhammed’in sözlerine yer verilmiş ki bu sözlerin seçiminde de ince duyarlık kendini gösteriyor.
Kitabın tanıtım şiiri olarak seçilen ÇÖL şiiri zaten şairin bütün birikimini bir çırpıda özetliyor. Yoğun bir duygusallık, hüzün ve melankoli kitaptaki tüm şiirlerde olduğu gibi bu şiirde de açıkça hissediliyor. Yılgın bir yüreği sürükleyen şair; hayatı sanki bir engel, bir ayak bağı olarak görüyor. Hayatın yükünden kurtulmak güçlü bir istek şeklinde açığa çıkıyor.
yeniden yaşasaydım dediğim bir günüm yok
çekil gideyim hayat çekil gideyim senden.
Fakat, şair hayatın öyle içindedir ki bu içindelik onu sıradan insanlardan ayırır. Zaten ona ayak bağı olan hayatı terk etmek istemektedir şair. Belki açıkça görülmeyen bir mücadelenin tam ortasındadır.
hem yolum hem yolcuyum
hem dağım hem dağlanan
hem tufanım hem gemi
O nedenle bağlanmak istediği hayattan daha anlamlı, daha kalıcı bir yerdir:
beni hayata değil
beni kendine bağla
Hayatın onca karmaşasının ortasında bu kaygılı kargaşadan kurtulmak istemektedir:
ayağımın altından kayıp giden hayata
verme beni bir daha
Şair hayatla ilgili belki de en büyük en acı aldanışını ustaca anlatıyor. Bu aldanış aslında her insanın çoğu zaman farkında olmadan yaşadığı bir durumdur. Hüseyin KAYA’nın dizeleri pek çok insanın hikâyesini barındırıyor.
ben sandım ki kısadır geçer hayat dediğin
heyhat ömrüm içindi sıralı sıradağlar.
Hayatın sunduklarını bir derviş edasıyla taşıyan şair, gündelik hayat kaygılarından kurtulmanın rahatlığını yaşıyor. Evet! Aldandığı, kırıldığı ve acı çektiği doğrudur. Ama bu aldanış hayat karşısında şaire bir üstünlük kazandırmıştır aynı zamanda. O, hayatın ağır sınavlarını bertaraf etmiş olgun bir yürekle seslenmektedir şimdi:
kandım
bir daha kanmam
kanmam artık rengine
sen kayıp gitmiyorsun ellerim arasından
seni ben atıyorum kendimden ötelere
seni ben
ey yaşamak
Kervanlardan Saklanan kitabın ikinci bölümünün adıdır. …devamını okumak için tıklayınız..

İlgili kategori : hakkında | Hadi yorumla!

hüzünlü ve samimi bir şair: hüseyin kaya

Tarih : Ocak 28, 2009

hüzünlü ve samimi bir şair: hüseyin kaya

ali sözer
kaynak: yoldüşleri dergisi, s. 2, muş, 2007.

Şiir her devirde yeninin temsilcisidir, adıdır. Her söylenen şiir bir yeniliği müjdeler. Bu yenilikler çeşit çeşittir. Şairin biri çıkar yeni bir hayal sunar âleme, bir diğeri mübalağada bir yenilik yapar, bir diğeri de kelimelerle yeni bir dünya kurar, yeni anlamlar kazandırır onlara. Şiir cephesinde bu hep böyle devam etmiştir. Asırlardır şairler bakir mazmunlar peşinde koşmuşlardır. Fakat baştan beri söylediğimiz “yenilik” gelenekten kopmuş, farklı olmak adına bütün kuralları yıkmış olan yenilik değildir. Nitekim Fuzuli bu konuyu “mazmun ne garip olmalı ne de bayağı olmalı” şeklinde yorumlanabilecek, özetlenebilecek ifadeleriyle Farsça Divanı’nın önsözünde belirtmiştir. Bu yüzden eskinin gölgesinde kalmadan ve köklerini de eskiden koparmadan söylenen şiir daima yenidir.

Hüseyin Kaya’nın ilk şiir kitabı olan Çekil Gideyim Hayat, kitaplığımıza dahil olan en yeni şiir kitabı. Yukarıda, girişte ifade ettiğimiz doğrultuda Kaya’nın kitabını değerlendirmeye çalışalım.

Kaya’nın kitabı iki bölümden oluşuyor: Hüzünler Evi ve Kervanlardan Saklanan. Kitapta toplam otuz şiir var. Kitabın her iki bölümü de Hz. Muhammed (sav)’in birer sözüyle başlıyor: İlki, Sen beni kime bırakıyorsun; ikincisi, Ağlama kızım baban bir daha hiç acı çekmeyecek, ifadesi. Bu iki söz sizi hassas mısralardan oluşan şiirlerin beklediğini müjdeliyor. Kitap ilk şiirinden son şiirine kadar kalbinize hitap ediyor. Bu yüzdendir ki şiirler birden fazla anlamlı denilebilir. Hangi ucundan tutmuşsanız o imgeyi veya mısraı o yolda ilerliyorsunuz.

Kaya’nın şiirini birkaç cümlede özetlemek çok zor. Çünkü onun şiiri birkaç yönlü ve şiirini sevimli kılan da bu sanırım. Bu yüzdendir ki örnekler sunarak ve çeşitli cihetlerden ele alarak Kaya’nın şiiri hakkında belirli bir tablo çizmeye çalışacağız.

Kitaptaki şiirlerde ilk göze çarpan unsur şiir dilinin güzelliği. Kaya günümüz şairlerinin aksine herkesin kullandığı, bildiği kelimeleri tercih ediyor. Kitapta baştan sona garipseyeceğiniz, “bu buraya yakışmamış” diyeceğiniz kelimeler yok. Oysa günümüz şairlerinin birçoğu yeni bir kelime bulmak, kullanmak adına şiiri kirletmeyi bile göze alıyor. Tılsım adlı şiirden örneklediğimiz aşağıdaki mısralar kitaptaki o güzelim mısralardan sadece birkaçı:
“bana da bir tılsım sun sırrı için hayatın
gözlerimin içinde raks eylesin yıldızlar
kuşlar omuzlarımdan şakısın sözlerini
anne gibi eğilsin toprağıma bulutlar”

Yukarıda da söylediğimiz gibi şair herkesin kelimelerini yine herkesin bildiği şekilde kullanıyor. Bu sebepten ötürü şiirler doğal bir dille yazılmış olmanın yanında lirikliği de elde etmiş oluyor. Aşağıya aldığımız mısralar oldukça akıcı bir özelliğe sahip:
“mızrağının ucunu çevirme yüreğimden
çevirme dönmem geri gidecek nerem kaldı
ne yanmayan bir gemim
ne tayfam
ne havarim
bir kez oğlum de bana
baba denizden geldim” …devamını okumak için tıklayınız..

İlgili kategori : hakkında | 1 yorum yapılmış.

beni beklemeyin o bir hevesti..

Tarih : Ocak 17, 2009

“beni beklemeyin o bir hevesti”

Bu şehrin tüm kitapçı ve ‘eski’ kitapçılarına.

hüseyin kaya

Bir Sivaslıyı şehrinin dışında tanımanın binbir yolu vardır elbet. Aslına bakarsanız tanımaya çalışmanıza da gerek kalmaz çoğu zaman, zira o; memleketi dışında pek de hoş karşılanamayacak tavırları ile her ortamda takdire şayan bir beceriyi kullanarak kendisini ele vermeyi başarır.

Eğer Sivaslı iseniz ancak bir başka şehre vardığınızda belki uzun uzun çalan korna seslerinin uyandırmasıyla ya da kaldırım taşları üzerinde hayatında ilk kez şehir yollarına adım atmak zorunda kalan bir atın yaşadığı tedirginliği hissederek ürkek adımlarla yürümeye başladığınızda anlarsınız aslında sizin şehrinizde değil de şehrinizin sizin içinizde yaşadığını. Bazen birilerine adres sormak, alışveriş yapmak dilinizin dönmediği bir rüyada olduğunuz hissine dahi kapılmanıza neden olabilir.

Zahirde görünmese de her şehrin kendi efradı için biçtiği bir libası vardır ve insanını yontar her şehir. Onca içli gurbet, hasret türküsünü yaktıran, babanın acı sözünü bal, köyünün dikenini gül eden galiba hep bu gayri ihtiyari üzerimize aldığımız libasa olan sadakatimiz ve onu kaybetmeye olan korkumuzdan kaynaklanıyor.

Bizim memleketin insanını şehir dışında, caddede, sokakta, parkta teşhis etmiş olmak elbette bir büyük meziyet sayılmamalıdır zira hayatınız boyunca bir Sivaslıya rastlamamış olsanız dahi en azından bir kere “Sivaslı mısın Hemşerim?” başlığının altındaki satırları okumuş olma ihtimaliniz pek yüksektir.

Hakkında yazılmış, söylenmiş onca kelama rağmen unutulmuş, belki kahırdan belki de vakardan hal-i pürmelali kaynaklara, tarihe düşülmemiş bir Sivaslı tipi daha vardır ki onu ancak uzak şehirlerin kitabevleri, sahafları ve bu mekânların sürekli müşterileri tanıyabilir. Zira o kendisini yalnızca bu tür mekânlarda ele verir.

“Zülf-i Leyla’dır çeken Mecnun’u sahradan yana”

Yazın en kavurucu sıcaklarının yaşandığı bir vakitte, bir elinde yolculuk çantası, diğer elinde poşetler ile ceketi ya da montu kolunun üzerine dürülü, on dakikada bir saatine bakan şaşkın, telaşlı ve mahcup, pek belli etmemeye çalışsa da kendisini kırk haraminin mağarasına düşmüş Ali Baba gibi mesrur hisseden bir zat, olsa olsa her yanıyla çoraklaşmaya devam eden şu fakir memleketimin aziz bir kitap okuyucusudur. Eğer sahaf yahut kitabevi sahibi iseniz ve bu evsafta birinin dükkânınız kapısında belirdiğini görürseniz ona ne aradığını sormayın, yardımcı olmak da istemeyin zira ona orada yapılabilecek en büyük yardım onu kendi haline bırakmaktır. Onun için bu acıklı bir ayinin, ibadetin yegâne mekânı sizin dükkânınızdır. Senelerce evladına hasret yaşamış bir baba gibi önce uzun uzun seyreder kitaplarla dolu rafları. Bir o yana, bir bu yana gider gelir defalarca. Yeni yürümeye başlayan bir çocuk nasıl evin her köşesine kendi ayaklarıyla gitmenin, umulmadık yerlere tırmanmaya çalışmanın heyecanını duyarsa tüm benliğinde; raflar arasında kaybolurken, en yukarıdaki kitaplara ayaklarının ucunda uzanırken, çömelerek en alttaki tozlu kitapları çıkarıp sayfalarını çevirirken, bazen yanlışlıkla ismi üzerinde yazılı olmayan bir kitabı birkaç kere yerinden çıkarıp tekrar yerleştirirken aynı hissiyatı duyar ve yaşar bizim şehrin okuyucusu. Hani az vakit sonra otobüse yahut trene yetişmek zorunda olmasa ne açlık gelir aklına ne susuzluk, sabaha kadar kalır o rafların önünde. Kitapları alırken fiyatına dahi bakmaz çoğunun, önceleri eline desteler seçtiği kitapları, eline artık sığmaz olunca masanın kenarına taşır durur birer birer raflardan indirdiği kitapları şüpheli bakışlar arasında. Evinde aynı kitaptan olduğu halde farklı bir baskısına para vermekten, onca yol o kitaba hamallık etmekten çekinmez, aklına dahi gelmez bu türlü şeyler. Bir sonraki yolculuğuna kadar yetecek kitap almayı da ihmal etmez; adını duyduğu duymadığı, yalnızca yayınevine güvendiği, orijinal bulduğu, hatırası var dediği onlarca kitabı taşır durur uzaklara.. …devamını okumak için tıklayınız..