AdderallXanaxCialis online

kurtarma yazılısı

Tarih : Temmuz 28, 2009

hüseyn kaya

bir şans daha deseydim verirdin biliyorum
sarmaşık ve fesleğen bahçeme pencereme
verirdin baharımda açan ilk çiçeğimin
yaprağının rengini ağaran gözlerime

verdiğin kitaplardan sevdalar seçtim bana
öyle istemediydin yine de öyle yaptım
sayfaları kalbime çizilen defterimin
kara düş yaprakları kuruttum arasında

yağmura tutulmasam geçerdim biliyorum
yedi deniz üç ırmak ve senin kalbinden de
ben kaldım zaman geçti düştüm senin gözünden
aşkla düşen gözyaşı ağlamaz düştüğünde

haziran 2009

az edebiyat dergisi

sayı:4, yaz 2009

hakikat dediğin bir karatren

Tarih : Nisan 10, 2009

“hakikat dediğin bir karatren”

hüseyn kaya

Çocukluğunuz istasyonsuz bir şehirde ya da kasabada geçmişse hiç şüphesiz telafisi mümkün olmayan bir ziyan içindesinizdir.
Ufuklarında gemilerin süzülmediği, vapur düdüklerinin bir rüyayı böler gibi gündelik telaşların ortasına ansızın düşmediği, yolların yılan gibi kıvrım kıvrım uzayıp inceldiğini asla göremeyeceğiniz bir iklimde uzağın ne olduğunu, ancak yorgun trenlerin, yolcuların mekânı istasyonlarda yaşar, istasyonlarda hissedersiniz.
Orda trenler her daim birilerini ayırırken yerinden yârinden bir başkasını yârine anasına yetiştirme telaşındadır. Trenlerin istasyonlarda yorgun yorgun solumaları acı acı inlemeleri biraz da taşıdıkları bu ağır hasretler, ayrılıklar yüzündendir.
Bir de, uğurladığınız bir yolcunuz olmasa da, istasyona gitmişseniz bir tren vakti, gittiğiniz gibi dönmeniz mümkün değildir evinize. Her tren sol yanınızdan bir ilmeğin ucunu da usulca çözüp götürür uzak diyarlara, uzak hatıralara.

“eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı?”

İstasyonu olmayan şehirlerin yalnızları daha yalnızdır, kimsesizleri daha kimsesiz.
Eğer bir gece vaktinde inmişseniz trenden ya da gece gelecek bir treni bekliyorsanız gitmek için, hep aynı manzara karşılar sizi istasyonlarda.
Bekleme salonlarının artık misafir sıfatını aşmış ancak ev sahipleriyle bir türlü yıldızı barışmayan zararsız ve kimsesiz sakinleri vardır gece trene bineceklerin ya da gece yoldan dönenlerin tanıdığı bildiği. Bekleme salonlarının en loş köşelerinde kıyamet kopsa uyanmayacak kadar derin uykularla sabahlarlar, yorgunluktan mı uyurlar kasavetten mi bilinmez… Uyurken çoğunun yüzü bir bebeğin yüzü kadar mutlu ve huzurludur aslında…

hatırlar mısın narçiçeğini… son yazın yorgun kızı, ablam”

…devamını okumak için tıklayınız..

mutsuz çocuklar cenneti

Tarih : Nisan 15, 2008

mutsuz çocuklar cenneti

hüseyin kaya

Yeryüzünün en hüzünlü gözleri oyuncak bebeklere aittir. Bir oyuncakçı dükkânı önünde yahut büyük mağazalardan birinin oyuncak reyonunda birkaç dakika seyredin, siz de farkına varacaksınız mutlu ve sevimli edası verilmeye çalışılmış hüzünlü bakışların. Yalnızca oyuncak bebeklerde mi? Diğer oyuncaklarda da aynı hüznü, aynı yalnızlığı hissetmeniz mümkün. Hatta çocukları şiddete meylettirdiği öne sürülen oyuncak silahlara bile dikkatlice baktığınızda üzerlerine her şeyden ziyade kaç masum yavrucağın yalnızlığının sinmiş olduğunu göreceksiniz..
Evet cümle oyuncaklar, çocukların yalnızlığından yapılır ve sunulur çocuklara. Bu yüzden kendilerinden bir parça gibi bakar çocuklar oyuncaklara. Kırılan her oyuncak, kırılan bir çocuk kalbidir bu yüzden.
Oyuncaklar eskiden hüzün barındırmazlardı suretlerinde. Oyuncakların hepsinde bir duruluk, hepsinde üzerine masumiyet sinmiş tebessümler saklıydı. Küçükler oynardı oyuncakla; ama büyükler tarafından imal edilirdi oyuncaklar. Mahallenin ya da köyün hamarat bir dedesi yahut oyuna, uzaktan bakışlarıyla dahil olmaya çalışan -aslında oynamak için içi giden ama utancından geride duran- bir genci tarafından yapılırdı; ucu sopalı tahtadan tekerlekler, kavak ağacından kavallar, ucuna tavuk teleği takılan fırıldaklar. Kız çocukları için artık bezlerden ağaç üzerine sarılarak -eğer kalem varsa- kaş göz çizilen çaput bebekler ise mutlaka genç bir kız tarafından kim bilir hangi hissiyat içerisinde özene bezene yapılırdı. Cümlesi, elde olan malzeme ile yapılan oyuncaklara hiçbir çocuk imrenerek bakmazdı; zira “aynısından isterim” denildiğinde “aynısından” yaptırılırdı birilerine.
Modern zamanın, çocukları sokaklardan, bahçelerden apartman odalarına taşımasıyla birlikte çocuklardaki oyun ve oyuncak anlayışı da ister istemez değişmek zorunda kaldı. Hem çocukların dünyasında hem büyüklerin dünyasında bir çok şey manasını yitirdi veya değiştirdi. Oyuncaklar; aslında oyun kurmak için değil, oynanan bir oyunda kullanmak için vardı çocuğun dünyasında ve taşlardan araba, değneklerden at yapılabiliyordu böylesi bir durumda. Çocuk, görmek istediğini her nesnede görüyordu zaten oyun esnasında. Eğer huşu içinde oynayan çocukları görürseniz dikkatlice bakın bu durum halen böyledir; yani oyuncağın biçimi ne olursa olsun, çocuk onunla değil zihnindekiyle oynar. …devamını okumak için tıklayınız..

İlgili kategori : yeni eklenenler | Hadi yorumla!