AdderallXanaxCialis online

her şey bir kader iledir

Tarih : Nisan 15, 2008

“her şey bir kader iledir”

hüseyin kaya

Bizler zayıfız, tek silahımız geceleri ceylanları kaçıracak kadar güçlü kelimelerdir.
Saint Exupèry

Bir otobüs yolculuğunda istemeyerek de olsa muhabbete başladığınız yan koltuk arkadaşınız, lise öğrencisiyken dersiniz boş geçmesin için öylesine sınıfınıza gelen bir öğretmen, her gün işe giderken aynı caddede, aynı yerde karşılaştığınız yüzünü ezberlediğiniz ama adını bilmediğiniz bir insan vakti gelince hayatınızı rayından çıkaracak, kurulu düzeninizde ihtilaller yapabilecek bir role sahip olabilir şahsi tarihinizde. Kadere teslimiyet, hep anlık ve ölçülemeyecek kadar ince hesaplarla işleyişi içindir biraz da.
Biz büyük idealler ve hesaplar peşindeyken çoğu zaman hep sonradan farkına vardığımız küçük ayrıntılar, karşılaşmalar, tanışmalar yön verir hayatımıza ki, karşılaştığımız ve dünyamızda değerli bulduğumuz her şey, neyi aradığımızın habercisi, kendi hallerimizin bize sunulmuş bir resmidir aslında.
Ömrümüzün hangi yaşını yürüyorsak yürüyelim, hayat; sonu, asla yürüyenleri tarafından bilinmeyen, hep uzaklardaymış gibi görünen bir yol gibi uzar gider ufka doğru. Bunca kalabalığa, gürültüye rağmen bazen kendi adımlarımızın sesinden başka sesi duymaz, kendimizden başka bir canlının nefesini işitmeyiz yeryüzünde. Önümüzde upuzun kendi gölgemiz ve dilimiz lal, bir ses bekler, bağırmaya çalışır bağıramayız. Ayaklarımız yere çivilenmiş gibidir. Gökyüzünden, ufuklardan, ötelerden bir ses gelsin, dilimizin ve ayaklarımızın bağını çözsün, bize efsunlu sözler söylesin isteriz. Bir define haritası arar gibi kitap kokan mekânlarda arar dururuz bu sesi.
İlerde tiryakisi olacağımız bir yazarın ilk kitabını da küçücük sebepler içinde önümüze getirir kader. O kitapta yazılanlara inanmak, aldanmak isteriz. Yeni filizlenen bir aşk gibidir bu okumalar. Onda kendimizden bir şeyler bulmak, kendimizi ifade eden cümleler yakalamak, bir yazara yakınlaşmak ve onu sevmek için yeterli sebeplerdir.
Gün gelir artık okunacak kitabı kalmaz yazarınızın, bu defa hayatı hakkında çıkmış yazıların, kitapların izini sürersiniz. Dostlarını, aşklarını, nasıl öldüğünü merak etmeye başlarsınız ve yavaş yavaş içinize sinmeye, size hükmetmeye başlar okuduğunuz kitapların ruhu. Bir zaman sonra dünyaya bakan gözlerinizin yalnızca birisi size aittir, diğerinden yazarınız, yazarınızın kahramanları bakmaya başlar. Ömrünüzün en güzel çağlarını bırakırsınız geride bu emanet ahval ile.
Birden saat on ikiyi vurur, gözünüzü açtığınızda evinizdesinizdir, eşiniz karşınızdadır ve odalarınızdan çocuk sesleri yükselmektedir. Bir bankamatik kuyruğunda yahut taksit öderken uyanırsınız. Büyü biter, şarkılar biter, şiirler biter… Şairler kadar yazarların da yalancı hatta gönül hırsızı olabileceği düşüncesi ile tamamlarsınız ömrünüzün kalanını.
“Aşk”ın yaşı, zamanı muhakkak vardır; zira aşk, yalnızca dalgınlıktan kapıları ardına kadar açık unutulmuş olan evlerin misafiridir. Tıpkı âşık olmanın bir zamanı olduğu gibi bazı yazarları, şairleri tanımanın, okumanın da bir zamanı olsa gerek. Mesela; Herman Hesse’yi, hayata adım atacağınız yaşlarda okumamalısınız ya da bir yıl içerisinde en fazla bir kitabını okumalısınız o yıllarda. Aynı durum Bukovski için, Tolstoy için de geçerlidir. …devamını okumak için tıklayınız..