hüznün uzak sokağı

Tarih : Ağustos 4, 2010

hüseyn kaya

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse.
Bundandır sevmemiz
Kiraz ağaçlarını.

Fazıl Hüsnü

Hepimizde aynı şeyleri çağrıştırır bir yaz akşamı ara sokaklarda tüm hücreleriyle kendilerini oyuna kaptırmış çocukların şen çığlıkları, bağırışları. Kaç yaşımızda olursak olalım böyle bir manzaranın büyüsü hepimizi aynı ülkenin, çocukluğumuzun ülkesinin kapılarına taşıyıverir birdenbire.
Zaman geriye gider, mekân ve renkler değişir. Ya her oyunu kenardan seyreden fakat hiçbir oyuna dâhil olamayan, elbisesinin pis olmaması için toz toprak içindeki sokakta oturacak yer beğenemeyen boynu bükük, mahcup bir çocuksunuzdur ya da dizleri yırtık pantolonunuz, bilyelerle gazoz kapaklarıyla oynamaktan çatlamış ellerinizle, tüm cephanesi balonlaşmış ceplerinde saklı, mahalleyi fethe çıkmış asil bir hükümdar…
Neredeyse hepimizin cezbesiyle kendimizden geçtiğimiz bir oyun ve kendimizden bir parça bildiğimiz ya senelerce sakladığımız yahut doyamadan kaybettiğimiz bir oyuncağımız olmuştur.
Aslında ne oyundur bizleri kendisine davet eden, ne de oyuncaklardır bizi büyüleyen. Kocaman dünyanın ve kocaman insanların arasında unutmak isteriz yalnızlığımızı. Her şeyi unutmak ve kendimizden geçmek isteriz…
Yeni her oyun ve her oyuncak bize dünyayı unutturmak için keşfedilmiştir biraz da.  Dünya; hayat ağusunu ancak biz oyundayken doldurur bardağımıza.

***
hiçbir şeye hazırlıklı değildik
oyunlar oynandı, gökler kapandı, yenildik

Turgut Uyar

Hayat ile hakikat arasında, arkasına masaldan dünyalar gizlediğimiz incecik perdelerdir aslında oyuncaklarımız. Bazen de bir ömür boyu hayatın korkunç çıplaklığına bakmamak için önümüze yığdığımız, hayalleriyle uykuya daldığımız yahut hiç yanımızdan ayıramadığımız bitmez tesellilerin kaynağıdır onlar.
Hayatın ve dünyanın önsözü oyunlarda, oyuncaklarda gizlenmiştir de farkına yolun yarısından sonra varırız bu gerçeğin.  Arzularımızın, insan yanımızın ilk uyanışı oyuncaklarla oyunlarla başlar. Sahip olmayı ya da olamamayı oyuncaklarla tadar; kaybetmeyi de unutmayı da onlarla tecrübe ederiz. Mağlubiyet korkusunu oyunlarda tadar mağlubiyeti oyunlarda yaşarız, öğreniriz önce. Kazansak da kaybettiğimiz, kazandıkça kaybettiğimiz hakikatini de oyun bitimlerindeki hüzünler işler küçücük kalplerimize.
Sobeler ve sobeleniriz. Yâreni, dostu karşı safta görmenin kahrını oyunlarda yaşarız önce. Dostun da düşmanın da oyunlarıyla, oyunlarda yüz yüze gelmemiz bir rastlantı değildir elbette.
Yıllar sonra yaşayacağımız hayal kırıklıklarına, uzun ayrılıklara alışmamız içindir ellerimizden düşüp de kırılması en sevdiğimiz oyuncağımızın.
Kurulan her oyun keşfedilen bir dünya, yenibaştan kurulan bir ülkedir ki orada medeniyet oyuncaklarla inşa edilir. Yeni bir ülke uğruna, bazen büyük savaşlar yaşamışızdır büyüklerle, büyük fedakârlıklarda bulunmuş, büyük acılara katlanmışızdır körpe yüreklerimizle…
Hayata geç kalmışlığımız eve geç kalma alışkanlığımız kararan havaya rağmen bırakıp da eve gidemediğimiz oyun günlerinden kalmadır biraz da…
Büyüyen ellerimizde küçülen oyuncaklarımız,  bin yıl yaşasak da dünya üzerinde, ömrümüzün bir kısacık gün olduğunun ilk habercileridir aslında ve bu yüzden eski oyuncaklarımızla baş başa kalmak hüzün verir bizlere…
Çocuklar; anne, baba olmadan bilemezler onların da gözyaşlarının şahidi, en hisli vakitlerinin sırdaşı bir oyuncağın mutlaka olduğunu. Nihayet sona yaklaştığımızda anlarız, yeryüzünde, koca bir ömür içinde sahip olduğumuz ya da olduğumuzu sandığımız dünyaya ait tek varlığın oyuncaklarımız olduğunu ki onlar da bu dünyaya ait değillerdir aslında. Onları bambaşka bir dünyada önce tüm safiyetimizle var ederiz, hayallerimizle süsler sonra ruhumuzdan ruh üfler, nihayetinde varlığımızla bütünleştirir ve canımızdan can veririz onlara. Kırılan her oyuncak kırılmış bir çocuk kalbiyse, bu yüzdendir…
İlkgençlik yıllarımızda dura dura hecelediğimiz hayat alfabesini oyunlar, oyuncaklar öğretir bize çocukluğumuzda.
Sürgünlüğümüzün, dizkapaklarımızdaki dirseklerimizdeki yaraların tek ilacıdır bir oyuna dâhil olmak.
Her oyun bir kapıdır ve oyuncaklar anahtarıdır o kapıların…

***
Neden yok küçüklüğümüzdeki büyüklüğümüz;
Çocukluğumuzun bahçelerinde, o evlerde

Özdemir Asaf

Kalbimiz ve zihnimiz; çocukluğumuzun güneşi batmayan bahçesini, akşamı geç gelen sokağını hep yaşatır bir köşesinde. Hayal atları, rüya kuşları, hüzün bulutları getirip bırakır bizi bu bahçenin kapısına, sokağın ucuna. Karanlık ya da bunaltıcı günlerimizde o serin ve aydınlık bahçeye inmek, çocuk sesleriyle şen o sokağın başında durup kendimizi uzaktan seyretmek içimizi aydınlatır ve kazansak da kaybettiğimizi, kazandıkça kaybettiğimizi hatırlatır dünya yorgunu ruhumuza.

az edebiyat dergisi, 7. sayı, temmuz 2010



İlgili kategori : yeni eklenenler | yorumlayın..

Yorum yapabilmek için Giriş yapmanız gerekmektedir.

|

sayfalarım

  • biyografi
  • konuşmalar
  • yazılar

kategoriler

  • hakkında
  • kitaplar
  • şiir
  • sivas
  • yeni eklenenler

son yazılarım

  • gelenek ve şiir soruşturması
  • kalbimizin durgun kıyısı
  • defter
  • radyo mu dediniz
  • dünya hâli
  • türkülerin söylediği bursa
  • bahar şarkısı
  • kış güzeli
  • kedi güzellemesi
  • hayal defteri
  • ismail karakurt’la mülakat
  • güz bahçesi

mecmuâ

  • 2011
  • 2010
  • 2009
  • 2008

sühan dergisi arşivi

  • sayı 1
  • sayı 2
  • sayı 3
  • sayı 4
  • sayı 5

bağlantılar

  • a.turan alkan
  • halil rıfat paşa lisesi
  • kyk
  • sibirya mektupları
  • sühan dergisi

Turan Değerli desteği ile hazırlanmıştır.
Tüm hakları ©2008 Hüseyin Kaya üzerinde saklıdır.

kyk başvuru tarihleri 2011 - prefabrik - pvc banyo dolapları - sivas oto - e-okul - Korkmaz Morg - Cenaze Morgları - Morg Kabinleri - Morg Sistemleri - Morg Üniteleri - Morg Ünitesi - Soğuk Oda - Soğuk Depo - Soğuk oda - Soğuk hava deposu - Soğuk Oda -Soğuk Hava - Soğuk Oda - Soğuk Hava Deposu -
Web Stats