raflarda tozlu yara
Tarih : Mart 6, 2010
Hüseyn KAYA
Kaderlerinin aynı olduğu söylense de hikâyeleri birbirine hiç benzemez aslında. Sarp kayalıkların ucunda, uzak dağların eteklerinde açan rengarenk çiçekler gibi hepsinin kokusu, şekli başka başkadır ve hepsinin ayrı bir hikayesi vardır kulak verip dinlediğinizde.
Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif
(Muhibbî)
Bazen her şey dost meclislerinde öylesine ağızdan çıkan “bir dergi yayımlayalım” sözleri ile başlar ki ciddi dost meclisleri için, tehlikeli, hatta sihirli bir cümledir bu. Yapalım edelimle biten onlarca mevzu konuşulmuş olsa da bu tür sohbetlerde içinde “dergi” geçen bu cümle, en tehlikelisidir ve mutlaka birilerini ağına düşürür. Tıpkı âşığın, mâşukun her halini kendisine bir sebeb-i ümit sayması ve her sözün neticesini ona bağlaması gibi bundan sonra bütün meclislerde “dergi” kelimesinin büyüsüne kapılmış olan kişi, lafı döndürür dolaştırır ve yine ona getirir sonunda. Öyle ki, artık yalnızca “dergi” toplantıları yapılmaya başlanır bir zaman sonra. Yol açık ve ufuk aydınlıktır bu aşamada. Habire yeni ve parlak fikirler atılır ortaya; ama kimse “olmaz”, demez bu meclislerde. Kimse; benden hayır bekleme, demez. Konuşuldukça, sözler ve düşünceler ağır işleyen bir büyü, bir zehir gibi kalplere süzülmeye devam eder ve bu heyecan nihayetinde bazılarında tedavisi namümkün bir hastalığa dönüşür.
Oysa dışardan bakıldığında hiçbir mâkul izahı yoktur bir edebiyat dergisi yayımlamanın. Hatta kimileri için çoğu zaman ve yel değirmenlerine savaş açmak kadar anlamsızdır ve deliliktir böyle bir işe kalkışmak. Bilmezler ki bu da bir masaldır ve hatırası, yarası bir ömür tozlu raflarda saklanır. …devamını okumak için tıklayınız..
İlgili kategori : yeni eklenenler | 1 yorum yapılmış.
“kar altında hüzün denemesi”
Tarih : Şubat 5, 2010
Hüseyn Kaya
Boşunadır ilkokul sınıflarımızın duvarlarını süsleyen mevsim şeritleri. Boşunadır her tahtaya kaldırıldığımızda dört mevsimi peş peşe ezberden sıralamamız, sırf bu yüzden aferinler almamız.
Ömrümüz boyunca dönüp dolaşıp heceleyerek okuduğumuz ve asla ezberleyemediğimiz dört kelimeden ibaret kısa bir cümledir aslında çocukluğumuzdan beri bize öğretilmeye çalışılan dört mevsim. Bu kısa cümlenin içinde yaşarız tekrar tekrar yalnızlıkları, hastalıkları, ayrılıkları, kavuşmaları… Kimimiz baharlar yeşertir içinde yıllar yılı, kimimiz bir ömür sonbahar rüzgârlarında selvi yaprağı. Kimimizin tebessümünde yaz aydınlığı, kimimizin daima karlıdır gönül dağları. Hâsılı okusak da hecelesek de mevsimler, içimizde bıraktıklarıyla bulur manasını.
***
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş
Denizler, dağlar, çiçekler, kuşlar gibi mevsimlerin de bir dili vardır hayat telaşından uzaklaşıp, sustuğumuzda ruhumuza fısıldayan. Baharın dili çiçektir, sonbaharınki yaprak. Yaz; aydınlık şarkılar söyler kendisini dinleyene ve kış; kar diliyle söyleşir ona gönül kapılarını açanlarla.
Eğer yılın altı ayının kıştan sayıldığı bir coğrafyada yaşıyorsanız en iyi kışın dilini bilir, onunla söyleşir, onu dinler, ondan kendinizde bir şeyler bulursunuz. Kendinizi onda bulursunuz. Ruhunuzdaki aydınlık onun beyazlığından, ağır usul yürüyüşünüz onun ağır gelişinden ve gidişinden sinmiştir benliğinize. …devamını okumak için tıklayınız..
İlgili kategori : yeni eklenenler | yorumlayın..